03.02.2007

Puerto Madryn

Sabah erkenden bindiğim otobüs ile Arjantin’e bağlı dünyanın en güneyi Ushuaia’dan ayrılıp tekrar Arjantin’e girebilmek için önce Şili’ye giriş ve çıkış yapmak zorundayım. Yani Ushuaia’ya gidebilmek için Şili’den Arjantin’e(Ushuaia), sonra Şili bölgesine sonra kuzeye Buenosaires yoluna giden Puerto Madryn’e gidebilmek için tekrar Arjantin’e giriş. Tüm bu giriş çıkışlar yüzünden pasaportumun 4 sayfası doldu.

Bir hayalimin yerine gelmesinden Ushuaia’yı görmekten memnun otobüste çevreyi, kanalları, güney kutbunu seyretmekten hoşnutum. Macellan Kanalına geldik, burada yol bitiyor. Bir feribota bineceğiz otobüsümüzle. Sıradayız bekliyoruz. Kafede oturup kabaran macellan burnu denizinin durulmasını bekliyoruz. Saatler geçiyor. Sırada bekleyen yine Brezilyalı motorcuların yanında bitiyorum. Sohbet ediyoruz. 3 saat beklemeden sonra feribota bindik. Sallana sallana karaya ulaştık ve kanalların kestiği yollarda döne döne tırmanmaktayız kuzeye doğru. Rio Grande isimli küçük bir kasabada otobüs değiştirdik. Aktarma yapacağımız yere zamanında ulaşamayacağımız endişesi başladı. Ushuaia’dan aldığımız bilet 2 ayrı firmaya aitti. Korktuğumuz başıma geldi.  Aktarma yapacağım Santa Cruz’a iki saat gecikmeyle ulaştık. Otobüs yarım saat önce kalkmış. Otobüste kimse yok kilitleyip gitmişler. Benimle birlikte seyahat eden İsrail’li kız ve dört aylık hamile genç Arjantin’li Margaret ile baş başa verip ne yapacağımızı düşünüyoruz. Arjantin’li bayan cep telefonuyla aradığı yerlerden olumlu bir sonuç alamadı. Uzun yoldan ve aksiliklerden sıkılmış durumdayım, bu akşam burada kalayım, yarın devam ederim diye karar vermek üzereyken, diğer bir firma sorumlusu, biraz sonra aynı yöne kalkacak otobüslerinde yer olduğunu yolumuz üzerindeki ilk büyük merkeze kadar otobüslerine binebileceğimiz müjdesini verdi.

Rahat koltuklarda sabah saat yediye kadar her şey yolunda gitti. Fakat bu saatte oturduğumuz koltukların biletli yolcuları gelince biz yerlerimizden kalktık ve merdivenlerde süren bir saatten sonra, ulaştığımız Caleta Olivia otogarına ulaştık, biletimiz olan firmanın bürosuna giderek öğleden sonra kalkacak otobüs için biletlerimiz değiştirildi. Böylece hiç hesapta olmayan, Okyanus kıyısında bulunan Caleta Olivia şehrini dolaşmak için dört saatim var.

Eşyalarımı emanete koyarak merkezdeki bu küçük şehrin merkezine doğru yürüdüm.

Ana caddeden geçerek okyanus kıyısına ulaştım. Mayomu giyerek ismini ilk defa duyduğum ve hakında hiç bir şey okumadığım bu şehirde, denizin kollarına atarak gecenin yorgunluğunu atıyorum. Güler yüzlü Margaret’i bekler buluyorum ama İsrail’li kız aksiliklerden bezerek ülkesine gitmek üzere B.Aires dönmeye karar vermiş. Saat 13’te yola çıkıyoruz ve beş saat sonra ama toplamda 36 saat süren bir yolculuktan sonra Puerto Madryn’e ulaşıyorum.

Puerto Madryn

    İlk günümde her zaman yaptığım gibi bir sonraki durağıma(Buenos Aires) nasıl gideceğimi araştırmakla başlıyorum. Otobüs ile 20 saat sürecek(50$) bu yolu, 106$’a aldığım uçak bileti ile bir saat on beş dakikaya indiriyorum.  Puerto Madryn’i gezmek için iki buçuk günüm var.

Deniz kenarında bulunan hostelimin yakınında sahilden kiraladığım bisiklet ile şehrin kuzeyinde bulunan Deniz Aslanlarını  (Sea Lion)  ziyaret etmek için yola düştüm. İlk kilometrelerden sonra toprak yol beni zorlamaya başladı. Sahil boyunca gitmenin güzelliği yanında çakıl taşları üzerinde zıplamaktayım. Milli park girişine bir saatte ulaştım. Görevli karı koca çiftten aldığım bilet ile içeri girdim. Bir kilometre daha yol aldıktan sonra deniz kenarında tembellik edip güneşlenen denizaslanları ve deniz fillerinin(Elephant Fish) yanındayım. Beş saat on beş dakika süren gel-git süresince güneşlenmekte olan balıkları paparazi gibi(kaçamak) fotoğrafladıktan sonra, park halinde bulunan kamyonetlerin yanında beklemekteyim. Aynı bozuk yoldan bisiklet ile dönmemek için araç sahiplerinden birinin bisikletimi ve beni araçlarına almalarını umuyorum. Biraz sonra gelen iki çocuklu bir aileye beni alıp almayacaklarını İspanyolca soruyorum, anne İngilizce olarak beni alabileceklerini ama öncesinde ilerde bir sahilde denize gireceklerini, bu sorun olmazsa memnuniyetle dedi.

Bisikleti attım aracın arkasına ve çocuklarla birlikte arka koltuğa geçtim. Arjantin’li bir ailem oldu ayaküstü. Hep birlikte denize girdik, çıkışta fotoğraf çektirdik. Beni hostelime bırakmalarına teşekkür ederek ayrılıyoruz.

Öğlen sıcağında kumsala gidip keyfini çıkartıyorum günün. Magazin çekimi yapan TV’ciler kumsalda benimle de konuşuyorlar. Aynı hostelde kaldığım arkadaşlarla birlikte akşam müzikli bir yere gidip sohbet ederek geceyi tamamlıyoruz.

Peninsula Valley turuna katılacağım bu son günümde. Güzel rehberim tur midibüsüyle hostele gelip beni aldı. Diğer konaklama yerlerini dolaşarak tüm katılanları topladık ve 16 kişiyle yola koyulduk. Milli park girişi için, turumuza verdiğimiz yetmiş beş liraya ilaveten on beş lira daha ödüyoruz. Arkasında denizin güzel bir atmosfer oluşturduğu sahilde, sarıpapatya renginde bitkilerin ve yeşil yosunların üzerinde güneşlenip denizin yükselmesine kadar dinlenen,  Deniz Aslanları ve Fillerine,  sahilde kıyı boyu uzanan ahşap yol yardımıyla yaklaşıp, tembel tembel yatışları ve kimilerinin birbirlerine yaptıkları kurları fotoğraflıyorum. Bu tembel balıkların üzerlerinden, mavi gökyüzü ve dalgaların oluşturduğu beyaz köpükler arasında uçuşan Martı ve Albatrosların seyrine doyamıyorum.

Makilik alanda aracımızla giderken deve kuşu ve ceylanlara rastlıyoruz. Durduğumuz yerdeyse daha önce görmediğim dışı sert kabuklu ve kuyruklu, uzay yolu filmlerinde görebileceğimiz hayvanlarla karşılaşıyoruz. Günü dolu dolu geçirmiş duygusuyla dönüyorum.

Öğleden sonra başkent Buenos Aires’e uçacağım. Kısa bir sahil yürüyüşü ve yüzüşümden sonra, gelen bayan taksi şöförüyle havaalanına gidiyoruz. Havaalanında kalabalık bir taraftar gurubu var. İçeri girince de bir futbol takımından imza almak, birlikte fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarışan insanları görüyorum. Benim gibi başkente gidecek olan 2 filipinli kızın aralarında “fotoğraf çektirelim ilerde meşhur olurlar kim bilir” diye konuştuklarını ama utangaçlıklarından dolayı bir türlü teklif edemediklerini görüyorum. Kollarından tuttuğum gibi seçtiğim futbolcuların yanına yerleştiriyorum ve kendi makinaları ile fotoğraflarını çekiyorum. Çok seviniyorlar. Ben de biriyle fotoğraf çektiriyorum. İstanbul’a döndükten sonra bu takımın Buenos Aires’in dünyaca ünlü Boca Juniors olduğunu öğreniyorum. Andes Hava Yolları ile Puerto Madryn’den Buenos Aires’e aynı uçak ile uçacağız.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…