15.02.2007

Florianopolis

Serin  bir otobüs yolculuğu ile Uruguay’dan Brezilya sınırına ulaştık. Şöförümüz bizlerden topladığı pasaportları görevlilere damgalattırarak geri getirdi. Cüneyt ile birbirimize bakarak tebessüm ediyoruz, bu ana kadar bundan daha kolay bir sınır girişi yaşamadığımızın ayırdında olarak. Hiçbir sınır görevlisi görmedik. Amerika’lılara 100$ karşılığı ve Amerika’dan başvurarak almak zorunda oldukları vize için bunca uğraştıklarını öğrenince, Brezilya’nın Türk’lere vize uygulamaması konusunu, gördüğüm her Amerika’lıya  anlatmak için bahane yarattım bütün seyahatimde.

Florianopolis,  Brezilya güneyinin sahili ve sörf merkezi olması ile ünlü. Bunun yanında kara tarafında ki ticari bölgesi de düzenli, temiz sokakları, kafeleri, magazaları, rengarek bina renkleri ve mimari yapısına çok uyan renkli giysili sokak satıcıları, sokak çalgıcı  ve dansçıları ile dopdolu, reprenkli bir merkez. Kara kapkara derili insanlardan, bunlar kesin  Norveç’ten gelmiş turistlerdir denecek kadar beyaz-sarı tenli insanların bir arada göründüğü sokaklar capcanlı. Güzel ve ilginç bu ırk çeşidinin her zaman yazı yaşayan bu coğrafyada çıplaklık duygusunu en doğal haliyle yaşamasıyla, ne kadar bizim toplumdan uzak bir kültür ve özgürlük anlayışına sahip oldukları mukayesi yapmayı bir an aklımdan geçiriyor, sonrasında  kendimi bulunduğum ortama, algılarıma  bırakıyorum.

Gezgin Türk arkadaşım Cüneyt ile merkezde bir hostele yerleştikten sonra kahvaltı yapmak üzere sokağa çıkıyoruz. Büyük güne Rio Karnavalı’na, 2 tam gün var. Uzun ve uykusuz günlere hazırlık olmak üzere burada deniz kenarında dinlenmeye, kampa alacağız kendimizi. Deniz kenarına bir dolmuşla ulaşıyoruz. Defalarca kırılan dalgalar arasında sörf yapanları seyreyleyerek Brezilya birasını yudumluyor ve sohbet ediyoruz. Bu kadar tanga giysilinin olduğu   bir sahilde bulunmamıştık ikimizde. Geçen (sahil )sokak satıcıları neler satmıyor ki; şapka,balon,deniz topu,deniz yatağı,takılar,mısır,sosis ve o ne …. Dönerci ve şiş kebapçıyı görüyorum. Hemen fırlıyorum önüne, bir döner söylüyorum Brezilya usulü. Cüneyt’tin de sesini duyuyorum “bana da bir tane al”. Deniz kenarında bulduğumuz sandalyeleri  kaptırmamak için ikimiz aynı anda terk etmiyoruz masamızı. Bitirdikçe tek tek ısmarlıyoruz biramızı. Sıcak havada ısınmadan içebilmek için. İnsanların rahatlığını gözledikten sonra kameramı teklifsizce ilginç gördüğüm her tarafa yönlendirip fotoğraflıyorum.

Bütün günü sahilde geçirip aynı yolla dönüyoruz merkeze ama hostelimize gitmek istemiyoruz. Müzik ve dans olan bir bar varmı diye bakınırken, sorduğumuz bir zenci bayan ilerde ki meydanda karnaval gösterisi olduğunu söylüyor. Hep birlikte o yöne gidiyoruz. Meğer meydan dansa hazır binlerce insan tarafından doldurulmuş. Amatör çalgıcılar tek bir takım tişörtleri ile kıvrak müziklerini yapmaktalar. Herkes de dans etmekte. Bizde guruba katıldık. Bu yarın yapılacak olanın, hatta,  iki gün sonra yapılacak asıl karnavalın  bir provasıymış. Yarın için güzel bir prova oldu bizim içinde.

Otobüste geçirdiğimiz dün geceden sonra yataklarımız pamuk gibi geldi, mışıl mışıl uyuduk.

Sabah  bankadan  para takviyesi yaptıktan sonra, internet cafeden  ben, Rio de Jenorio’ya uçak bileti baktım ve aldım, Cüneyt günlüğünü ve ilgili fotoğraflarını Blog’una  yüklüyerek sadık okuyucularına  günün özetini canlı canlı aktardı.

Bütün günümüzü geçirdiğimiz dünkü yere gitmek ikimizin de hem fikir olduğu şeydi.

Aynı keyifle ve daha  bir tecrübeli halimizle keyfini çıkarttık sahilin. Ve akşam yapılacak büyük Karnaval provası için hostelimize gidip hazırlık yaptık.

Dün gece tesadüfen şahit olduğumuz karnaval eğlencesinin bire bir gerçek provası için hazırlanmış meydana insan kalabalığından dolayı yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Hazırlanan yüksek platformlarda ışık ve ses düzeni ayarları yapılmakta, yol kenarlarında onlarca portatif büfeden her türlü içki satışı yapılmakta, amatör-profesyonel müzisyen guruplarca her tarafta yapılan müzik geceye hakim. Satıcılar salsanın ritmiyle sallana sallana satışlarını müziğin ritmiyle yapmaktalar. Tam donanımlı komandolar guruplar halinde kalabalık içinde dolaşmakta  geceye halel gelmemesi için göz-kulak olmaktalar. Üstünde etiket olmadan içilen şeylere bile müdahale edip kontrol etmekteler.

Her biri ayrı okullara yada guruplara bağlı orkestralar önde, destekçileri-fanatikleri tek bir çeşit giydikleri tişört ile arkalarında dans ederek,salsa yaparak yürüyüşe başladılar. Show(gösteri )başladı. O ne şamata, o davullar, ritm; herkesin kanının hızla akmasını sağlıyor. Öyle renkli bir insan seli ki, hem elbiseleri, hem derileri hem de ruhlarıyla sarmalıyor. Fotoğraf makinem neşeli çığlıklar atıyor ,gecenin  çoşkunluğuna  katılıyor durmamacasına anları beynine kaydediyor. Arada  zorda olsa kamerama engel olup çevreye vizörsüz, çıplak gözümle de bakıyorum. Bu anlardan birinde geçen bir başka müzik gurubunun önünde hediye dağıtan genç kızlardan birinin uzattığı şeyi alıyorum. Şekerleme sanarak aldığım parlak kağıda sarılı şeyin prezarvatif olduğunu fark ediyor kahkahamı koyveriyor, prezarvatifleri cebime atıyorum.Birinin elinde, bir sopaya bağlı kocaman bir prezarvatif giydirilmiş penis , diğerinin kocaman bir vajina taşıdığı iki güzel kız yolun kenarında biz seyircilerin birlikte fotoğraf çektirmesi için durduruluyor.

Kartondan yapılmış ilginç araçlar içinde geçiş yapanları,  televizyondan seyrettiğimiz Rio Karnaval gösterilerinden fırlamış kızlar mayoları ve şaşırtıcı makyajlarıyla, gösteri kamyonların tepesinde 3-4 yaşlarından 80’lik teyzelere kadar her yaştan insanların danslı geçişleri …. müzik salsa müzik salsa… içki, müzik, dans birbiriyle yarışırcasına geceye hakim artık. Karınlar acıkır elde içki şişeleri bırakılmadan meydan da ki açık hava lokantalarından bir şeyler atıştırılır. Şehir sallanmaya devam etmekte lezbiyenler, transseksüeller, homoseksüeller kalabalığa başka renkler katmakta hepimiz bir ritüelin parçası olmuş transa geçmiş dans etmekteyiz.

İki gün sonra katılacağım Rio de Janerio  Karnavalının öncesi, güzel bir provasıydı geçirdiğim bu gece. Bu kadar keyif alacağımı, kalabalıkla bütünleşeceğimi hayal etmemiştim. Karanlık sokaklara girmeden, kalabalık gruplardan ayrılmadan elimdeki kameramı tişörtümün içinde gizleyerek otelime döndüm. Yarın öğleden sonra uçak ile Rio’ya  Karnavala gidiyorum.

Heyecan içindeyim.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…