FORTELEZA

Forteleza, Atlas Okyanusu’nda ki bir başka büyük şehri Brezilya’nın.  Sao Luis’den bindiğim uçak bir saatte biraz fazla sürede Forteleza havaalanına iniyor. Bindiğim taksi deniz kenarında ki hostelime götürmekte. Şöför çok ucuz söyledi fiyatı, ne iyi çok yakınmış haritada ki gibi değilmiş, diye düşünürken 5–6 km kadar yol alıp ulaşamayınca, soruyorum 4 Real mi diye elimle işaret ediyorum. O da bana 40 real deyince pazarlığa başlıyoruz yarı yolda. Olur, olmaz derken bir üniversiteli genç tercümanım olup taksiciye ödediğim 10 real(5$) ile terk ettim arabasını. Genç buraların tekin olmadığını, hele benim gibi çantasıyla dolaşan turist görünen biri için felaket olduğunu bir anlatıyor ki; onu sakinleştirmek bana düşüyor. Ama yol kenarında güzel denecek kızların bile(uyuşturucu etkisi sanırım) yatmakta olduklarını görünce biraz olsun inanayım fazla risk almayım diye düşünmeye başlamıştım ki,

Genç ile birlikte gelen otobüse binerek hostelime yakın bir yerde indim ve yerleştim. Gezimin en kötü ve pahalı odasında konaklamaktayım. Sabah üstüme damlayan sularla uyandım. Gök yine delinmiş, çatıları aşarak yatakta bana ulaşmış. Dert etmedim. Keyfimi bu gibi işler bozamaz. Duşumu alıp kahvaltı salonuna geçtim. Aaaaa, Amazon gemi seyahatinde tanıştığım tombiş Koreli Cristine ile karşılaşıyor, kırk yıllık dostumu bulmuş gibi karşılıklı sevinip öpüşüyoruz. Kahvaltı sonrası birlikte Forteleza’yı gezmeye çıkıyoruz.

Atlas Okyanusu kenarında Praia  Icaraia adlı on altı kilometrelik temiz plaj kıyısında bir cafedeyiz. Christine’de bana hikâyesini anlatıyor. Otobüsün mola yerinde kendisini bırakıp gittiğini başka bir otobüsle Forteleza’ya ulaşıp, rezervasyon yaptırdığı bu hostele erkenden giriş yaptırdığını. Fakat otobüsteki eşyalarını almak için otobüs garajına yağmur altında resepsiyonistin motosiklet ile gidip sırılsıklam olduklarını, her an düşme endişesi duyarak hostele ulaştıklarını bir solukta anlattı.

Kapalı bir hava olmasına rağmen soğuk bir bira ısmarlıyor,  sörf   yapanları izlerken, zenci garson ile Portekiz’ce sohbet  etmekte olan Christine’i  izlemekteyim..

Bu güzel anı burada bırakıp şehri dolaşmaya başlıyoruz. Merkezde bulunan katedrali gördükte sonra sokaklarında hedefsizce dolaşıyoruz. Bir otel görüyorum duvarında iki saatlik aşk için kalınabileceğini yazıyor. Soluklanmak için girdiğimiz barda insanlar televizyonda müzik guruplarının danslarına bakıyorlar, içip şakalaşıyorlar. Molamız süren yağmur nedeniyle biraz uzadı. Otobüs garajına çok yakınız. Ben bu akşam için Natal’a bilet alıyorum. Kalan süremizde sahilde oyalanıp hostelimize dönüyorum. Bir taksi ile otobüs garajına gidiyorum. Ama bu kez taksiye, kesinlikle ne kadar ödeyeceğimi biliyorum.

Natal’da, Natal Oteline yerleşiyorum. Sokaklar bomboş ve sıcak, birkaç fotoğraf çektikten sonra bu kalabalık bu sıcakta nerede diye sordum. Elbette deniz kenarındadırlar. Onları bulmak zor olmadı. Okyanusu gören bir plastik koltuk seçip buralarda yaygın olan küçük boy et şişlerden birkaç adet ve soğuk bira ısmarlayarak kahvaltı-öğlen yemeğimi yapmış oldum. Akşama kadar tembel tembel oturup denize girip bira içerek insanları gözlemleyerek akşamı ettim. Otelime döndüm ve akşamı çıkarım şimdi biraz yat uyu telkiniyle yatağa girdim. Yirmi bir gibi çıkarak sokaklarda dolaşıyorum ama çok sakin ve ben hareketli yerlere gitmek için fazla enerji ve arzu duymuyorum. Otelimin yakınında ki büfeden bir hamburger ısmarlıyor ve yatmaya dönüyorum. Sabah oto gara giderek Recife için biletimi aldım. Güneye doğru inmeye devam edeceğim. Beklerken kahvaltımı yapıyorum gar içinde. Otobüste yanıma çekik gözlü bir kız oturuyor. Japon kökenli Brezilya’lı. Japonya vizesi için Recif’e gidiyor. Bu yaz akrabalarını ziyaret edecekmiş ilk defa gideceği Japonya’da. Recif ve Olinda birbirlerine yakın aslında yan yana iki kıyı şehri. Burada da karnaval gösterileri çok şatafatlı oluyormuş. İki şehir dans eden ve yürüyen insan kalabalığı ile birleşiyormuş. Olinda önce vardığımız şehir ama otobüs buranın garajına girmiyor. Oysa önce bende burayı gördükten sonra Recif’e geçmek istiyordum. Otobüs içinde benim gibi Olinda’da inecek iki Brezilya’lının kendilerine katılma teklifine uyarak onlarla iniyorum. Genç bayan Sao Paola’da çalışan bir sosyolog, buraya babaannesini ziyarete gelmiş. Yolun karşısına üst geçitten sohbet ederek geçiyoruz. Geçitin üstündeyken beş altı serseri çocuk bizim bayanları korkuttu. Ben sesimi yükselterek gözdağı verince geriye çekildiler. Geçidin altında bir binanın özel güvenlik görevlisine durumu anlattılar bana sevecenlikler bakarak onları kurtardığım gibi bir şeyler söyledikler.

Sosyolog kızım bu saatten sonra benimle daha bir ilgilendi. Omzumdaki çantamla, turist görünümümle tehlike içindeymişim, nasıl böyle korkmadan dolaşırmışım. Çok saldırı, kapkaç oluyormuş. Gideceğim yere kadar, “gerekli değil, kendim bulurum otelimi” dememe aldırmadan kendi elleriyle otelime kadar bana eşlik etti. Ben de bu kibarlığına bir şey ısmarlıyayım dedimse de “babannemi bekletmeyeyim” diyerek, iyi şanslar dileyerek yoluna gitti.

Hostelime yerleştim. Arnavut taşlı sokaklar şirin, renkli boyalı tek katlı evlerle dolu. Lokanta, kafe, sanat galerileri, tüm binalar sokaktaki diğerleriyle uyumlu. Arnavut taşlı yolları takiben tepeye ulaşıyorum. Burada onlarca tezgahta sergilenen hediyelik eşya satıcılarının yanında yiyecek satan sokak satıcılarından karnımı dolduruyorum. Bulunduğum tepeden aşağıya bakışta sokaklar palmiye ağaçlarının yoğunluğundan görünmüyor. Arkasında Atlas Okyanusu uzanan Olinda kasabasının yeşilliklere uyumlu, saygılı binaları, Recife şehrinin gökdelenlerine bağlanmakta. Yerlilerinde çoğunlukta oturduğu bir sokak barına oturup biramı ısmarlıyorum. Bir taraftan notlarımı tutarken, iki aya yaklaşan bu geziden bıkkınlıklarım, yorgunluklarım su üstüne çıkmakta. Güzel Türkçemi kullanamamaktan dolayı sıkıntıdayım. En son Cüneyt ile Türkçe konuşalı bir ayı geçti. Susmamacasına ana dilimde konuşmak konuşmak arzusu ile doluyum. Yeni yerler gezmek çok çok ilginç olmadığı takdirde artık heyecanlandırmıyor. Açıkçası gezme yorgunuyum. Evimi, arkadaşlarımı, dostlarla yaptığım sohbetleri özledim. Yurt özlemim başladı. Uzun seyahatimin son on iki günü.

Recif şehrine otobüsle uğraşıyorum. Hava çok sıcak ve nemli. Şehir merkezinde bulunan katedral ziyaretinden sonra bu kadar yeter diyerek şehir merkezinden uzaklaşıyorum. Deniz kenarında klimalı bir internet kafeye girerek bizimkilerle özlem gideriyorum. Biraz yüzüp hostelime dönüp önceden ayarladığım taksi ile havaalanına uzanıyorum. Rio’ya Gol Hava yolları ile rahat bir uçuş yapıyorum. İkinci kez geldiğim Rio’dayım. Karnaval günlerinde şehri gezme fırsatı bulamamıştım. Şimdi Rio’yu baştan sona gezecek ve son durağıma Iquazu şelaleler bölgesine geçeceğim. Yaşasın gezi bitiyor ve ben ülkeme döneceğim.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…