Orta Amerika’nın en derin gölü(340 mt) Atitilan,  Enderheic yani nehir ve su beslemesi olmayan bir göl. Çevresinde 3 volkanik dağ sıralanmış: Volkan Toliman, Atitlan ve San Petro. Sabah Antıqua’dan kalkan direk Atitlan’a giden minibüsteyim. Yolu yarılamıştık ki karşı şeritten bir aracın bir yerliye çarparak yoluna devam etmesine şahit olduk. Hepimizin morali bozuldu. Atitilan gölünü tepeden gören noktada, bu kötü anı unutturan kısa bir mola verdik. Yoğun sis yüzünden karşı kıyılarda yükselmekte olan aktif Volkan dağları  göreme sekte sislerin arasında sessizce seyreden tekneler bir manzara resminden alınmış gibiler.

Santiago Atitlan kasabasını bir saat civarında dolaşıp sahilden bindiğim tekneyle karşı kıyıda bulunan Panajachel’e geçtim. Bu kadar güzel olduğunu bilseydim yarın ki Samuc Champey için bilet almazdım. Bahçeler içinde şirin hostelleri, lokantaları, mağazaları, İspanyolca kurs veren okulların arasından geçerek göl kenarına ulaşıp volkanik çamuruna basarak ılık sularına bırakıverdim kendimi. Karşımda azalmasına rağmen tamamen dağılmayan sisten hala zirvesi görünmeyen Volkan San Petro’nun çekimine ve göl üzerinde hareket eden sisin yarattığı gizemli atmosfere bırakıverdim kendimi. Saatler hızla geçti.

Bahçesinde barbekü yapılıp, canlı Latin müziği eşliğinde eğlenen gezgin kalabalığın arasına katıldım Alman Peter ile. Köpek balığı ve açık salatadan oluşan menüden hemen şipariş verdim. Latin ezgilerin eşliğindeki yemeğimiz, ortamın güzelliği yetişmemiz gereken tekneyi kaçırmamıza neden oldu. Bir sonraki ile karşı sahile ulaştık ama direk Antiqua minibüsleri çoktan gitmişlerdi. Yarına kadar başka minibüs yok dediler. Bizimse yarın biletimiz var Samuc Champey’e, dönmek zorundayız. Dört aktarmalı Chicken Bus ile(piliç otobüsü-kalabalık ve sıcak konforsuz halk otobüslerine bu ad veriliyor. Tavuk taşır gibi sıkışık benzetmesi yapılıyor) Antiqua’ya gitmek üzere yola çıktık. Bizim gibi 2 genç Alman kız ile aktarma yaparak devam etmekteyken, aktarma yaptığımız 3. otobüsümüzün önce tekeri patladı sonra motor arızası yaptı. Bu arada hava karardı. Bizleri tıka basa dolu geçmekte olan bir başka Chicken Bus’a bindirdiler. Et ete omuz omuza ayakta seyahat etmekteyiz. Kelimenin gerçek anlamıyla Chicken Bus seyahati yapmaktayız. Elimdeki omuz çantamı elimden düşürmemeye çalışıyorum. Nihayet bir yerde indik. Alman kız öğrenciler 3 aydır Antiqua’da İspanyolca öğrenimi görüyorlarmış. Onların önerisi ile son bir otobüse binerek Antiqua’nın merkezine ulaşıyoruz. Sabah 2 saatte gittiğimiz yolu Chicken Bus’lar ile, başımıza gelen arızalar ve aktarmalar ile 6 saatte aldık. Yorgunluktan perişan hostelimize girdim. Duştan sonra kendimi dışarı bir bara attım hem biraz gevşemek hem de günün öyküsünü günlüğüme aktarmak için. Barda oturan tek beyazın Nikaragua’dan El Salvador’a birlikte seyahat ettiğim genç emekli Amerikalı Antonia olduğunu görüyorum. Ben El Salvador’dan hızla çıkıp Guatemala’ya ve Honduras’a geçmiştim. O ise Antiqua’da birkaç gündür kalmaktaymış ve İspanyolca kursuna gidiyormuş. Gece ayrılırken iyi yaşamlar(Pura Vida) diledik birbirimize.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…