GÜNEY AFRİKA’DA 21 GÜNLÜK SAFARİ

Türkiye ile aynı saat diliminde ama ters iklimleri yaşayan bu ülkeye 9 saat süren, günde 2 uçuşu var THY’nin, biri Cape Town diğeri Johannesbur’a. Seyahate çıkmadan önce pek çok gezginin yazısını ve 2 rehber kitabı detaylı inceledim.

Dünya coğrafyasını gezen ve dolayısıyla ilgilenen biri olarak Güney Afrika Cumhuriyeti sınırları içinde Lesoto ve Swaziland diye iki krallık ülkesi barındırdığını bilmiyordum. Her iki ülkede gezginlerin trekking, safari, yürüyüş, botanik bahçeleri, milli parklar ve hayvan parklarına ilgisiz kalamadıkları yerler.

Johannesburg’a Paris’ten 13 saat uçuş ile ulaştık. Hostel World’ten yaptırdığım rezervasyonum sayesinde bizleri havaalanından alıp bir çiftlik içindeki aile işletmesi Musafa Hostelimize götürdü. Ağaçlar içindeki odamız havuza bakmakta. Bahçede 3 ayrı boydan köpekle birlikte dolaşan ailenin şirin 3 yaşındaki çocuğu ile kısa sürede kaynaştık. İki kişilik, kahvaltısı içinde bu konaklamaya 300 Rant(50 TL) veriyoruz. Bahçede karavanlarıyla dolaşanların araçlarını, televizyon odası ve barda da kendilerini görüp sohbet ediyoruz.

Yarın için kendimizin yapmasının hem rehber kitap hem de hostellerinde kaldığımız bu beyaz ailenin tehlikeli olması nedeniyle tavsiye etmediği, ırkçılığa karşı siyah direnişin merkezi, aynı zamanda Mandela’nın evinin ve müzelerin olduğu Soweto bölgesi için tur rezervasyonu yaptık.

SOWETO

Belçikalı bir çiftin de olduğu dört kişilik Soweto turumuzun rehberi siyah. Steril bir ortamda, araçtan inmeden dolaşıyoruz(daha sonra yapacağımız safarilerde de inmemiştik araçtan) Uzaktan teneke evleri fotoğraflıyor, rehberden elektriği-suyu-tuvaleti olmayan bu evlerde yaşayanların hayatlarını geliştirmek için yapılmakta olan sosyal çabaları dinliyoruz. Sokak direnişlerinde öldürülen ilk öğrenci adına yapılan Hector Pieterson Müzesini siyah öğrenciler ile birlikte geziyoruz. İçerisini merak ettiğimiz teneke evlerden birini görmek üzere bir sokakta duruyoruz. Rehberimizin tanıdığı biri bizleri alarak sokağa ve ziyaret edeceğimiz eve götürüyor. Sokaktaki kadınlar ve çocuklar güler yüzlü, bizlerle fotoğraf çektiriyor. Milyonlarca siyahın yaşadığı bu berbat koşullu evlerden birindeyiz. Tüplü ocağı,ispirtolu aydınlatması, tuvaleti bahçede  olan 2 gözlü,20 metre karelik, 4 kişilik bir ailenin yaşadığı(hayata tutunduğu)mekanı ürpererek,çekinerek hızla ziyaret edip,çıkıyoruz..Irkçılık tarihinin baştan sona anlatıldığı bölgenin en önemli müzesi Apertheid(Irkçılık) için bütün öğleden sonramızı ayırıyoruz

Ertesi sabah havaalanından günlüğü 50TL den kiraladığımız Toyota-Yaris ile başkent Pretoria yoluyla Pilanesberg milli parkına doğru çıktık yola. Başkent’te kısa bir şehir turu ile ülkenin en büyük üniversitesi Afrika Üniversitesi bulunduğu tepeden şehri seyrettikten sonra botanik bahçesini bulmaya çalıştık. Yolda Türk bayrağına benzettiğimiz yere dönüşte uğramak üzere devam ettik. Botanik bahçesinde onlarca çeşit kaktüs ve bitkiler arasında sansar benzeri hayvanların bizden kaçışı ile geçen güzel bir yürüyüşten sonra, dönüşte Türk Konsolosluğu’na uğradık. Merhabamıza sıcak bir cevap aldık, dış duvardaki Konsolosluk yazısının neden yerinde olmadığı sorusuna gülümseten “hırsızların pirinç yazıları söküp, çaldıkları” cevabını aldık. “Aracımızı dışarıda sokağa park ettik, eşyalarımızda içinde bizde çaldırmayalım bize müsaade” diyerek ayrıldık.

PİLANESBERG MİLLİ PARKI(SUN CITY)

Ülke ve başkent Pretoria’nın kuzey batısında Pilanesberg Milli Parkın içinde oluşturulmuş bir cennet bahçesine “Sun City”ye akşam saatlerinde ulaştık. İçinde farklı kategorilerde binlerce kişinin konaklamasına uygun otel ve apartlar, onlarca golf sahası, yapay ve doğal gölleri, küçük hayvanat bahçesi, mağazaları ,lokantaları ve kumarhaneleri bulunmakta.

Evlilik yıldönümümüze gelen bu gece sabaha kadar dans ve eğlenceyle geçirdik. Aracımızda birkaç saat kestirdikten sonra, Golf sahasında sabah yürüyüş ile yeni güne başladık, sonrasında bu yeşilliğe bakan bir masada nefis bir kahvaltıyla(nefis bir sunum ve sudan ucuz fiyatıyla) bugün Pilanesberg’te yapacağımız safarimize kendimizi hazırladık.

Girişte aldığımız Milli park haritası ile safarimize başladık. 40km hızı geçmenin yasak ve hayvanları izlemek içinse gerekli olan bu suratle ağaçlar arasında bir hayvan yakalamaya çalışırken geyik sürüsüyle karşılaştık, devamında beslenen 3 zürafayı, Manda türü yaban hayvan sürüsünü zebra sürüsü takip etti. Zürafalar zarif bedenleriyle bir foto model gibi teklifsizce poz verdiler. Sessizce dolaşan Gergedan ailesine iyi günler dileyerek devam ettik. Maymun ve farklı renkte kuşlar ve göl üzerinde yapılmış gözetleme yerinde gölden dışarı çıkmaya hazırlanan Suaygırı’nı da görmekten dolayı kendimizi şanslı saydık Büyük beşliden Fil ve Aslan’ı 350km boyu 60km genişliği olan Kruger Milli Parkın’nda  yarın görmeyi umuyoruz.

KRUGER MİLLİ PARKI

Kruger Milli Parkı’nda daha fazla hayvan görmek için sabahın ilk ışıklarıyla parkta olmak gerekiyormuş. Bu yüzden parka yakın bir kasabada konaklamak üzere yaklaşık 400 km yol katederek Melelane kasabasına ve hostelin birine geç saatte ulaştık. Dört saatlik bir uyku ile sabah 04 00’te kalkarak yola çıktık, Kruger’e Malelane kapısından güneşin ilk ışımalarıyla giriş yaptık. Elimize verilen harita ve uyarı yazısında araçtan yol boyu inmememiz, sürat yapmamamız(hayvanları ürkütmek ve zarar vermek nedeniyle) gibi uyarılar ve konaklama ve dinlenme yerleri vardı. Pilanesberg Milli Parkında gördüğümüz(zebra-zürafa-gergadan-bizon-geyik türleri gibi)hayvanlara ilaveten ilk defa bir Fil’i doğal ortamında gördük. Uzun zaman rahatça fotoğraflamamıza izin verdi. Hatta bize bakıp yavaşça-dostça yaklaşmasına teşekkür edip vitesteki aracımızla ilerleyerek aramızdaki güvenli mesafeyi korumayı yeğledik. Kimi zaman birimiz yolun sağı diğerimiz solunu, orman ve çalılıkları tarayarak seyretmemize rağmen hiçbir hayvana rastlayamıyorduk. Ama bizim gibi araç ile dolaşan birileri yol kenarında durmuşsa; bir hayvan gözetlemek içindir diyor ve yaklaşıyorduk yanlarına. Böyle bir anda 3-4 aracın durduğu yere yaklaştığımızda büyük beşlerden birini daha, bir çift Çita’nın (kaplan türlerinden)  kaya üstünde güneşlendiklerini gördük. Gün içinde bu büyük doğal ormanın içinde her türlü ihtiyacın giderildiği(lokanta-benzin-alışveriş mağazaları ve konaklama)  yerlerden birinde hem dinlenip hem de böyle bir yerdeki konaklama yerlerini inceledik. Bilgilendirme panolarında Kruger Park’ın da dün görünen nadir hayvanların sayısı ve göründükleri yerler işaretlenmişti. Gördüklerimizden memnun olmakla birlikte öğleden sonrası içinde şanslı olup bir Aslan görmeyi de umuyoruz. Ama Aslan yerine yavrusuyla dolaşan bir başka Gergedan’ı gördük ve fotoğraflamaya çalıştık, beslenmelerine devam ederken yolu geçip çalıların arasına girdiler. Yapılmaması gerektiğini bilmemize rağmen korna çalarak bize yüzlerini göstermelerini istedik. Direksiyonda tamamen bu anı yakalamaya konsantreyken yolun öbür tarafında baba gergedanın bize doğru tehdit altında hissettiği ailesini koruma güdüsüyle yaklaştığını son anda fark ettik. Hemen geri vitese takarak uzaklaşmaya çalıştımsa da yolun darlığından başarılı olamadım. Hareketsiz beklemekten başka yapacak bir şeyimiz kalmadı. Baba gergedan büyük bedeni ve korkutucu yüzüyle bizi süzüp hemen önümüzden ailesinin yanına geçti. Elimiz ayağımız yaşadığımız bu tehlike anından dolayı “boşaldı”. Bir mola verip kendimize gelmek üzere orman içindeki kamplardan birine girerek soluklandık. İçinde lüks konaklama yerlerinden daha mütevazi yerlere kadar çeşitli seçenekler sunan bu kaplarda her türlü ihtiyaçta giderilebilmekte. Bu kamplardan birinde konaklanacaksa bu bilgi girişte bildirilmeli, kalınmayacaksa hava kararmadan önce parktan çıkmak güvenlik nedeniyle şart. Akşam park kapanma saatine kadar dolaştık. Pek çok hayvan çeşidini defalarca görmemize rağmen Aslan görme şansını yakalayamadan ama Gergedan’ın bize yaşattığı korku anısıyla Kruger’i terk ederek Swaziland Krallığına doğru yol aldık.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…