KARADENİZLİ KOMŞUMUZ : GÜRCİSTAN

MÖ 4. yüzyılda kurulan Gürcistan Birleşik Krallığı ile yazılı tarihe ilk not düşülmüş. M.S. 337 yılında da Hiristiyanlığı kabul etmiş. Hatta resmi dini olarak ilan etmiş Gürcistan Krallığı. 13.yüzyılda Kraliçe Tamar döneminde İmparatorluk boyutlarına ulaşmış, altın dönemini yaşamış. Yüzyıllar boyunca İran, Rusya, Osmanlı ve Moğollar arasında sürekli çekişmeye, çatışmaya neden olan Gürcistan, 1821 yılında Rusya tarafından işgal edilip Rus topraklarına katılmıştır. 1918-1921 yıllarını kapsayan 3 yıl boyunca bağımsız Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti devleti kurulsa da, 1921′de Kızıl Ordu ülkeyi ele geçirip Sovyetler Birliği Cumhuriyet’lerinden biri haline dönüştürmüş. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılması ile bağımsızlıklarına tekrar kavuşmuşlar..

Gürcistan Kafkas ülkelerinin en köklüsü olmasına rağmen, günümüzde siyasal ve ekonomik sorunlarla boğuşmakta. Üç günlük gezimde Gürcülerin tarihte yaşadığı kültürel ve ekonomik zenginliği tekrar yakalama azmi ve hayali içinde buldum.
Gürcü dilinde baskı yapan ilk matbaa 1620 yılında İtalya’da kurulmuş ve1709 yılında başkent Tiflis’e taşınmış. Gürcistan Devlet Müzesi 1845 yılnda, Tiflis Devlet Opera ve Devlet Balesi 1851 yılında, ilk sinema 1896 yılında, Tiflis Devlet Sanat Akademisi 1917 yılında kurulduğu gözönüne alındığında, geçmişinin nasıl bir kültürel zenginliğe ev sahipliği yaptığı anlaşılıyor.

Sabaha karşı havaalanından bindiğim taksi şöförünün götürdüğü Hotel Charm tarihi bölgede, Kura nehrinin yanında. Beş katlı eski taş bir konaktan devşirilmiş on odalı bir otel. Kahvaltı salonundaki nefis ahşap oyma masa ve sandelyeleri, duvarlarındaki orjinal tablolar, biblolar, beyaz piyanosu, oda ve koridorlardaki sayısız ciltli kitapları ile Tiflis hakkında aldığım ilk olumlu izlenimlerim oluyor.
Başkent Tiflis’te bulunan 14 tiyatronun çoğu en önemli caddesi Rustaveli’dedir. Ünlü şairleri Şato Rustaveli’nin adını taşıyan bu cadde üzerinde Opera, Müzeler, Bilimler Akademisi, eski Parlemento gibi kültürel binaların yanında, ressamların eserlerini sergileyip pazarladıkları sergi alanı, Gürcistan-Türk İşadamları Derneği de bulunmaktadır.. Özgürlük meydanında şehrin koruyucusu kabul edilen Aziz Gorgi‘nin anıtı yüksek bir sütunun üzerindedir. Bir zamanlar bu sütunun tepesinde Stalin’in heykeli olduğunu duyduğumda şaşırmadım. Tiflis’te karşılaştığım tek Turizm Ofisi de burada.

Tiflis şehri, Türkiye sınırında doğup Hazar Denizine dökülen Kura nehrinin iki yakasında kurulmuş ve gelişmiş. Gürcü dilinde Tbilisi denen başkentin kelime anlamı sıcak su, bu adı tarihi şehrin hemen yakınında bulunan sıcak su-termalden almış olmalı. Bu bölgede Narikala‘da bulunan 19.yüzyıldan kalma oriental hamamlar Osmanlıların hamamlarını aratmayacak güzellikte. Bu hamamlarda kükürtlü sularda şifa arayanlar arasında Pushkin, Tolstoy, Dumas, Tchailkovsky, Lermontov gibi sanatçılar olduğu notunu da düşeyim. Bu hamamların girişinde Gürcistan’ın komşusu Azerbeycan’ın Devlet Başkanı Haydar Aliyev anısına yapılmış küçük bir park ve Aliyev’in heykeli dikkat çekmekte. Tiflis’te bulunan tek cami de burada.

Tiflis şehrini en güzel yerden gören Sololaki Tepesi, Kura nehrinin batısındadır. Hamamların bulunduğu Narikala bölgesinde bulunan hamamların hemen yanından yükselen kale yoluyla ulaşılmaktadır. Tepede Kartila Deda(Gürcü Ana) heykeli bulunmakta. Bir elinde dostları için şarap tası, diğer elinde düşmanları için kılıç taşıyan bu büyük heykel 1958 yılında Tiflis şehrinin 1500. yılı şerefine dikilmiş. Nehrin ve şehrin karşı kıyısında yeni Başkanlık Sarayı ve Samibisdazari (Kafkasya’nın en büyüğü olduğu iddia edilen 3 sunaklı Katedrali) yanında Metekhi Katedrali ile Kral Vakhtang Gorgasali‘nin atlı heykeli dikkat çekmekte. Kura nehri üzerine eskilerin yanına yapılan camdan modern köprü şehrin tarihi dokusuna uymadığı eleştirilerine rağmen, havanın kararması ile üzerinde başlayan ışık oyunları ile Tiflislilerin ilgisini kendine çekmekte. Tesadüfen bulunduğum 22 Ekim, Tiflisin 1552. kuruluş yılı kutlamalarına denk geldi. Şehrin pek çok köşesinde yapılan kutlamalardan en şaşalısı da bu cam köprü ayağında yapıldı.

Havaalanından şehre gelirken önünden geçilen büyük, ilginç cam bina Emniyet Müdürlüğüymüş. Şehirde bir kaç yerde daha Polis Karakollarının tamamen camdan yapılmış binalarını da gördüm. Bu cam modası şeffaflık-temmizlik-farklılık şeklinde Kura nehri üzerinde yapılan köprüyle tavan yapmış.

Gürcistan’da UNESCO listesine girmeye hak kazanan üç yer var.  Bunlardan eski başkentleri MtskhetaTiflis’e 25km mesafede. Aragvi ve Kura nehirleri arasında bulunan şehre yaklaşırken görkemli Svetitskhoveli Katedrali dikkati çekmekte. Bu pazar tatil gününde pek çok yerli ziyaretçi arasında yeni evliler dikkat çekmekte. Mtskheta’da ayrıca küçük bir Arkeoloji Müzesi yanında Jvari Manastırı ve Samtavro Manastırı’da bulunuyor. UNESCO listesindeki giren diğer iki yer Svaneti’de ki doğal ve kültürel miras ile ülkenin batısında bulunan Bagrat ve Gelati Manastır’larının bulunduğu bölge.

Ülke gezilerimin en keyifli anları sokaklarda bir yerli gibi dolaşırken yorulup oturularak yudumlanan yerli bira ve şaraplarından aldığım zevktir. Bu molalarda menülerden farklı peynir çeşitlerinden yapılan Khachapuri(Haçapuri okunuyor)pidelerini deniyorum. Tiflis şehrinin kutlamalarına özel hazırlanan mangalda pişirilen etleri ve salataları, peynir tabakları, elbette yanlarında Gürcü şarabı da olmazlardan.. Kaldığım otelin yönetici bayanının tavsiyesi üzerine Chacha(çaça okunuyor) vodkasını da deniyorum. KGB Still Watching You(KGB sizi hala gözetliyor) adlı kafe-restourantta yapılan canlı caz performansı eşliğinde bu yerli tatlar da çok yakıştı geceye.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…