St.Petersbug
Bataklıklar üzerinde yükselen bir şehir: St. Petersburg.
The city is rising on swamp: St.Petersburg
Hanedan mücadelesi içinde kardeşiyle birlikte ailesinin gözü önünde vahşice öldürülmesine şahit olan Petro, Moskova’daki hakim güçlere büyük düşmanlık duyguları taşıyarak tahta çıkar 10 yaşında. 1696 yılında kardeşi İvan’ın ölümü ile 24 yaşında tahtın tek hakimi olur. Ailesini katleden organizasyon üyelerinden binlercesini işkenceden geçirterek geçmişin intikamını ve herkesi şaşırtan enerji, ilgisi ve aklıyla çevresini mutlak etkisi altına alır.
Baltık Denizi’ni kontrol edebilmek için büyük bir Rus Donanması kurmak için Avrupa’da araştırmalar yapar. Ve işe de hemen girişir. 1703 yılında tersane bitmiş. O zaman bataklık olan St.Petersburg girişindeki Neva Nehri’ni kontrol altına alan Petro-Pavel Kalesi yükselmiştir. Bu durum İsveçlilerle savaşa girmesine neden olur. Pek çok savaştan sonra 1709 yılında İsveçlileri yenmesiyle İsviçre’yi Rusya için tehlike olmaktan çıkartır. 3 yıl sonra 1712 de St.Petersbur’u başkent ilan ederek Moskova’dan bir nevi intikamını almıştır. 1725 yılına gelindiğinde St.Petersburg, sadece merkezde yaşayan 40 bin nüfusa sahip büyük bir şehir haline gelmiştir. Bu tarih Petro’nun tarih sahnesinden çekildiği, fani olduğu tarihtir. Büyük Petro’dan sonra önce karısı l. Yekaterina, sonra İvan’ın kızı Anna tahta geçmiş, her ikiside St. Petersburg’u bir Avrupa Başkenti yapmak için büyük çaba harcamışlar. Anna yönetiminde Bakanların çoğunluğu Almanlardan seçilmiş. Moda ve stilde Fransa’dan, Mimaride de İtalyanlardan yardım almış. Bu dönemde Barok tarzında pek çok saray, kilise yapılmıştır. Yazlık Saray, Menşikov Sarayı, Petro-Pavel Kalesi, Büyük Petro’nun Kulübesi. Vs.
Kadınların Rus yönetiminde hakim olduğu 18. Yüzyıl’da damgasını vuranlardan bir digeri de bir Alman prensesi olan Yekaterina Yelizaveta yani Büyük Yakaterina’dır.
St.Petersbur şehri, yaşadığı bu tarih bilinmeden anlaşılmaz. Her birinin arkasında çok ilginç entrika ve mücadeleler yaşanmış dönemler mevcuttur. Şehirleri ilginç ve anlamlı kılanda bu yaşanmışlıklar değil mı ki!
1905 bolşevik devrimine gelinceye kadar Büyük Katerina’nın torunu l.Aleksandr döneminde Rusya Napolyon Savaşlariyla uğraşmıştır. Avrupa’da milliyetçiliğin yükseldiği, kralların parlemento ile yetkilerini paylaşmak zorunda olduğu bir dönemdir. Napolyon ordusunu Paris’e kadar takip eden Rusya ordusunun subayları Avrupa gözlemlerinden sonra Çar Aleksandr’ın reform yapmamasından şikayetçi olurlar. St.Petersburg’ta Dekabristler Meydanında toplanan subaylar reform yapılmasını isterler ama Çar Nikolay’a bağlı sadık askerler subayların üstüne ateş ederek yüzlercesini öldürür, pekçoğu da Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Nikolay’dan sonra Çar olan ll. Aleksandr reform taraflısıdır ama sadece köleliğin kaldırılmasını sağlıyabilmiş diğer pek çok reformu yapamamıştır. Bir gurup devrimcinin suikastı ile Çar ll. Aleksandr 1881 yılında öldürülür. Japonya yenilgisi ile ülkede genel grev dalgası ile 1905 Devrimi yaşanır. ll. Nikolay dönemidir artık. Ve ilk defa Parlemento (DUMA)kurulur. Nihayet l.Dünya Savaşı ile milliyetçilik dalgası ülkenin her yanını sarar. 1916 yılında 3,5 milyon kayıp verilmiştir savaşta. Şubat 1917′de artık Petrograd olan başkentte grevler başlar ve her yerde yayılır. Çar tahtından feragat eder ama Ekim ayında sürgünden dönen devrimciler örgütlenerek silahlı bir devrimle hükümeti devirir.
Şimdi o ilginç, hareketli günlerin, Rus Devrimi’nin geçtiği Petersbug sokaklarına inelim yürüyelim, şehrin hareketli, sıcak ruhunu eksi 21 derecede hissetmeye çalışalım.
St.Petersburg’ta Gorkovskaya Metrosu yakınında Kamennoosstrovski Prospect caddesinde 1913 yılında inşa edilmiş, şehirdeki tek cami Sobornaya Camisi’nin hemen yakınında aynı sırada, St.Petersburg şehrinde bulunan barok mimari tarzın dışında bir bina var dikkat çeken; Kşesinskaya
Konutu. Style-Moderne uslubundaki zarif, asimetrik bina ll.Nikolay’ ın sevgilisi balerin Matillda Kşesinskaya için 1906 yılında yapılmış. Bu bina bir ara Bolşeviklerin karargahı da olmuş ve Lenin bu binanın balkonundan halka seslenmiş. Bina şu an Rus Siyaset Tarihi Müzesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. Burdan yolun soluna dönülünce 1905 yılı devriminde 48 işçinin öldürüldüğü kanlı Pazar’dan dolayı Devrim Meydanı diye adlandırılan meydana ulaşılır. Burası Neva Nehri’nin yanıdır. Eksi 21 derecede buz tutmuş Neva Nehrini fotoğraflamak heyecanlı olduğu kadar da soğuktu. Neva’nın en geniş yerindeki köprülerin arkasındaki siluiyette Svitoy Pavel Katedrali’nin sivri kulesi görünür. Bu kule 1903 yılında Eyfel Kulesi’ni de yapan Batignol şirketinin elinden çıktiğını belirtelim. Neva nehri boyunca Petrovskaya’da doğuya ilerlerlemeye devam edelim. Kıyıda demirli, buzlarda kaplı Neva nehrinde çepe çevre buzla sarılı bir tutuklu gibi duran Aurora Kruvazörü görülecektir. 23 Ekim 1917′de Kerenski hükumeti Aurora’ya Neva’yı terketmesini emretmiş ama O Kışlık Sarayı top atışına tutatarak Bolşeviklerin yanında olduğunu göstermiştir. Bu nedenle devrimin önemli bir aktörü olmuş. 1957 yılından beri Neva nehri üzerinde müze olarak hizmet vermektedir. Aurora gemisinin karşısında gösterişli Barok tarzı bina da Nahimov Denizcilik Akademisi’dir. Kıyıdan yürüyüşe devamla Askeri Akademi binasını geçerek, günümüzde St.Petersburg’ta ki sayılı Lenin heykelinden birine Fillandiya Tren İstasyonunun geniş ön bahçesinde karşılaşıyorum. Buzla kaplı Neva Nehrine bakmakta Vladimir İlyiç Lenin. Lenin’nin sağ elinin “bir taksiyi çağırır gibi” duruşu ifadesine ilk defa burada raslayacaktım. Eksi 21 derecelik soğukta 2 saate yakın süren bu zorlu yürüyüşü zangır zangır titreyerek girdiğim bir kafede, kendime sıcak bir çorba ısmarlıyarak bitirdim.
St.Petersburg edebiyatçı, şair, müzisyen gibi pek çok sanatçıya ev sahipliği yapmış, eserlerine ilham kaynağı olmuştur. Hepimizin bildiği kimi öyküler bu şehrin sokaklarından çıkmıştır.
Bu sanatçıların başında gelen kişi Aleksandr Puşkin’dir. Modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamı Aleksandr Puşkin 1799 yılında Moskova’da doğar ama hayatının büyük kısmı Petersburg’ta geçer. Karısı Natalya ve dört çocuğu, iki baldızıyla 1836 yılında ölümüne kadar yaşadığı ev bugün Puşkin Konut Müzesi olarak Neberejneya reki Moyki 12 adresinde edebiyat sevenlerin ziyaretini beklemektedir. O dönem mimari tarzını gösteren bu binayı görmekte mimari merakı olanlara ilginç gelecektir. Puşkin’in pek çok eseri kaleme alırken kullandığı masa ve kitapları gibi pek çok özel eşyası o günkü ortamı içinde sunulmakta. 4.500′in üzerinde eseri barındıran kitaplığında Shakespeare, Byron, Heine, Dante ve Voltaire gibi Puşkin’in sevdiği yazarların eserleri de bulunmakta.
Petersburg’ta bolca eser üreten dünyaca tanınmış yazarlardan bir diğeri de Dostoyevski’dir. Sibirya’dan sürgünden döndüğü 1859 yılından öldüğü 1881 tarihine kadar Petersburg’ta yaşadı ve bildigimiz tüm eserlerini burada üretti. 1878′de 1881 yılına kadar yaşadığı beş odalı ev bugün Dostovyevski Konut Müzesi olarak Kuzneçni pereulok 5/2 adresinde ziyaret edilebilir. Karamazov Kardeşler romanını ölümünden bir yıl önce bu evde tamamlamış.
Müzisyen Pyotr Çaykovski, balerin Anna Pavlova, yazar Nikolay Gogol, şair Anna Ahmatova, filim yönetmeni Grigori Kozintsev, besteci Dimitri Şostakoviç tüm bu sanatçılar St.Petersburg’un verimli sanat ortamında ürettikleri eserleriyle dünya kültürünü etkilemişlerdir. Kısaca sadece adlarını anacağım diğerleri de bu şehrin Avrupa’nın kültür başkentlerinden birisi olmasına büyük katkı sağlamışlardır; Nobel ödüllü İosif Brodski, müzisyen bestecilerden Anton Rubinstein ve İgor Straviski, ressam Karl Bryullov, ve Leon Bakst, dans ve kareograf Marius Petipa ve Rudolf Nureyev, bilimde Mihail Lomonosov, Dimitri Mendeleyev, Aleksandr Popov ve fizyolog İvan Pavlov……
Sadece Hermitaj Müzesi için bile St.Petersburg görülmeye değerdir. 1771 yılından 1990′lı yıllara kadar bina ve kolleksiyonu büyümeye devam etmiş. Asıl binaya, Kışlık Saray ve Personel Binası’da müzeye ilave edilmiş. Sayıya boğmak istemiyorum ama belirtmeden de geçemeyeceğim; 2500 resim, 10 bin değerli taş, 10 bin çizim ve sayısız gümüş ve porselen binalarda sergilenmektedir.
Müze seven biri olarak kıskanacağım kadarçok sayıda ve çeşitlilikte müze bulunmakta Petersburg’ta. Hermitaj dışında Rus Müzesi ve dünyada tek olan Antarktika Müzesi’ni kaçırmayın diyerek müze konusunu bitirmek istiyorum.
Saray konusunda takıntılı diyebileceğim Çarlar sayesinde öyle çok saray yapılmış ki şehirde şaşırmamak imkansız. Fransa ve İtalya’ya hayranlık bu ülkelerdeki bazı sarayların bire bir kopyalarını yaptırma noktasına kadar götürmüş tutkularını Çarların. Bu bazen Versay Sarayı bazen de Vatikan olmuş taklit ve esinlenmede, iyi ki de olmuş. Sanatın her alanına yöneticilerin duyduğu bu ilgi çok zengin bir yaratıcı ortam yaratmış ve bu sayede de her alanda dünya ölçeğinde sanatçı ve bilim insanı yetişmesine olanak sağlamış. Ne mutlu Ruslara….Kışlık Saray, Kırım Sarayı, Şeremetev Sarayı, Peterhof, Mermer Saray……….saymakla bitmez.
ll. Dünya savaşındaki direniş anısı için dikilen Zafer Anıtı’nın 48 metre yüksekliğindeki dikilitaşı Moskovskaya Metro istasyonunun hemen yakınında yükselmekte. Yine buraya yakın ana caddede gösterişli bir binanın önünde yükselen Lenin heykeli hemen dikkat çekmekte. Çok uzak olmayan bir mesafede Ulitsa Lensoveta 12 adresinde bulunan Çeşme Kilisesi’nin biz Türkler için farklı bir anlamı var; Neo- Gotik tarzda 1777′de yapılmış kilise 1770 yılında Rusların Osmanlılara karşı Çeşme’de kazandığı zaferin anısına yapılmış olmasıdır. Çeşme şekli ve rengiyle kesilip yenilecek bir pastaya benzeyen şirin bir kilise. İçi de dışı gibi renkli, bakımlı ve bol ziyaretçisi olan bir kilisecik.
St. Petersburg’un 25 km güneyinde Tsarskoye Selo’da (Çarın Köyü) 1752 yılında yaptırılmış Yekaterina Sarayı bulunur. Sarayın içinde bulunan Caterina Parkta, büyük gölün bir köşesinde Ege’de Çesme’de Osmanlılara karşı kazanılan deniz savaşının anısına yaptırılmış bir kule yükselmektedir.Gölün diğer bir ucunda İsveç kökenli Rus mimar lppolit Monighetti tarafından 1850 yılında yapılmış pembe renkli kubbesi ve minaresiyle zarif küçük bir Türk Camisi bulunmaktadır. Biz Türk ziyaretçileri şaşırtan bu camiye başta anlam verilemese de, park gezisinde Çin tarzı binaları da görünce bütün bunların ilgiyi arttırmak, halkın dikkatini çekmek adına ilave edilmiş oyun tarzında yapılar olduğu anlaşılmaktadır.
Aleksandr Nevski Manastırı 1270 yılında İsveçlilere karsı zafer kazanan Novgorod Prensi Aleksandr Nevski adını taşıyan bu mezarlık , 1710 yılında Büyük Petro tarafından kurulmuştur.
Bugün manastırın bahçesinde bulunan 3 ayrı yerde ziyarete biletli geçişe izin verilen bu mezarlıklar yönetici olmayan Rus Kraliyet ailesinin üyelerinden eski komünistlere, Dostoveyeski, Çaykovski, Musosorgski, Rimski Korsakov gibi pek çok sanat, bilim ve ordu mensubu subayın mezarlarına sahiptir. Bu mezarlıkların birinin içinde bulunan küçük müzede geçen yüzyılın ünlü şairlerinden kadın şair Anna Ahmatova’nın da 2 eseri bulunan heykel sergisi bulunmakta. Manastır kompleksinin içinde Meryem’e Müjde Kilisesi en eski yapıdır. Metropolitin Konutu’da bu avludadır. Bütün binalar Barok üslupta yapılmış olmalarına karşın, 1776-90 yılları arasında komplekse ilave edilen en son bina Katedral Neo-Klasik üsluptadır
18 Mayıs Dünya Müze gunünde Petersburg’ta olursanız bir şenliğin içinde olacaksınız sokaklarda. Akşam saat sekizde başlayan müze ve hayvanat bahçesi gibi tüm yerlere tek bir biletle pazar sabahına kadar süren bir koşturmaca ile “Kültürel Şenlik”in içinde olmak ve yorgun argın ama çoğunluğu gençlerden oluşan bu güzel kalabalığın bir parçası olmanın tatlı yaşanmışlığı ile pazar sabahı yatağa girmek, hayatımın ayrı bir zevkli deneyi oldu. Art Night -Sanat Gecesi adı verilen bu uygulama 7 yıl önce başlamış. İstanbul’da da 3 müzede akşam saat 8′den 11′e kadar “Sanat Akşam”ı uygulaması olduğunu bu vesileyle öğrenmiş oldum.
-semaverin bizim değil Rusların icadı olduğunu biliyormuydunuz?
-küçük objelerin üzerine minyatür resim sanatı 18. Yüzyıldan gelmekteymis..
-şal Rus Şalı
-Vodka ve Havyar
-Zooloji müzesi…
-Şeremetev Sarayi,müzik aletleri müzesi.

St.Petersbug
Bataklıklar üzerinde yükselen bir şehir: St. Petersburg.The city is rising on swamp: St.Petersburg
Hanedan mücadelesi içinde kardeşiyle birlikte ailesinin gözü önünde vahşice öldürülmesine şahit olan Petro, Moskova’daki hakim güçlere büyük düşmanlık duyguları taşıyarak tahta çıkar 10 yaşında. 1696 yılında kardeşi İvan’ın ölümü ile 24 yaşında tahtın tek hakimi olur. Ailesini katleden organizasyon üyelerinden binlercesini işkenceden geçirterek geçmişin intikamını ve herkesi şaşırtan enerji, ilgisi ve aklıyla çevresini mutlak etkisi altına alır. Baltık Denizi’ni kontrol edebilmek için büyük bir Rus Donanması kurmak için Avrupa’da araştırmalar yapar. Ve işe de hemen girişir. 1703 yılında tersane bitmiş. O zaman bataklık olan St.Petersburg girişindeki Neva Nehri’ni kontrol altına alan Petro-Pavel Kalesi yükselmiştir. Bu durum İsveçlilerle savaşa girmesine neden olur. Pek çok savaştan sonra 1709 yılında İsveçlileri yenmesiyle İsviçre’yi Rusya için tehlike olmaktan çıkartır. 3 yıl sonra 1712 de St.Petersbur’u başkent ilan ederek Moskova’dan bir nevi intikamını almıştır. 1725 yılına gelindiğinde St.Petersburg, sadece merkezde yaşayan 40 bin nüfusa sahip büyük bir şehir haline gelmiştir. Bu tarih Petro’nun tarih sahnesinden çekildiği, fani olduğu tarihtir. Büyük Petro’dan sonra önce karısı l. Yekaterina, sonra İvan’ın kızı Anna tahta geçmiş, her ikiside St. Petersburg’u bir Avrupa Başkenti yapmak için büyük çaba harcamışlar. Anna yönetiminde Bakanların çoğunluğu Almanlardan seçilmiş. Moda ve stilde Fransa’dan, Mimaride de İtalyanlardan yardım almış. Bu dönemde Barok tarzında pek çok saray, kilise yapılmıştır. Yazlık Saray, Menşikov Sarayı, Petro-Pavel Kalesi, Büyük Petro’nun Kulübesi. Vs. Kadınların Rus yönetiminde hakim olduğu 18. Yüzyıl’da damgasını vuranlardan bir digeri de bir Alman prensesi olan Yekaterina Yelizaveta yani Büyük Yakaterina’dır. St.Petersbur şehri, yaşadığı bu tarih bilinmeden anlaşılmaz. Her birinin arkasında çok ilginç entrika ve mücadeleler yaşanmış dönemler mevcuttur. Şehirleri ilginç ve anlamlı kılanda bu yaşanmışlıklar değil mı ki! 1905 bolşevik devrimine gelinceye kadar Büyük Katerina’nın torunu l.Aleksandr döneminde Rusya Napolyon Savaşlariyla uğraşmıştır. Avrupa’da milliyetçiliğin yükseldiği, kralların parlemento ile yetkilerini paylaşmak zorunda olduğu bir dönemdir. Napolyon ordusunu Paris’e kadar takip eden Rusya ordusunun subayları Avrupa gözlemlerinden sonra Çar Aleksandr’ın reform yapmamasından şikayetçi olurlar. St.Petersburg’ta Dekabristler Meydanında toplanan subaylar reform yapılmasını isterler ama Çar Nikolay’a bağlı sadık askerler subayların üstüne ateş ederek yüzlercesini öldürür, pekçoğu da Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Nikolay’dan sonra Çar olan ll. Aleksandr reform taraflısıdır ama sadece köleliğin kaldırılmasını sağlıyabilmiş diğer pek çok reformu yapamamıştır. Bir gurup devrimcinin suikastı ile Çar ll. Aleksandr 1881 yılında öldürülür. Japonya yenilgisi ile ülkede genel grev dalgası ile 1905 Devrimi yaşanır. ll. Nikolay dönemdir artık. Ve ilk defa Parlemento (DUMA)kurulur. Nihayet l.Dünya Savaşı ile milliyetçilik dalgası ülkenin her yanını sarar. 1916 yılında 3,5 milyon kayıp verilmiştir savaşta. Şubat 1917′de artık Petrograd olan başkentte grevler başlar ve heryerde yayılır. Çar tahtından feragat eder ama Ekim ayında sürgünden dönen devrimciler örgütlenerek silahlı bir devrimle hükümeti devirir. Şimdi o ilginç, hareketli günlerin, Rus Devrimi’nin geçtiği Petersbug sokaklarına inelim yürüyelim, şehrin hareketli, sıcak ruhunu eksi 21 derecede hissetmeye çalışalım.St.Petersburg’ta Gorkovskaya Metrosu yakınında Kamennoosstrovski Prospect caddesinde 1913 yılında inşa edilmiş, şehirdeki tek cami Sobornaya Camisi’nin hemen yakınında aynı sırada, St.Petersburg şehrinde bulunan barok mimari tarzın dışında bir bina var dikkat çeken; Kşesinskaya Konutu. Style-Moderne uslubundaki zarif, asimetrik bina ll.Nikolay’ ın sevgilisi balerin Matillda Kşesinskaya için 1906 yılında yapılmış. Bu bina bir ara Bolşeviklerin karargahı olmuş ve Lenin bu binanın balkonundan halka seslenmiş. Bina şu an Rus Siyaset Tarihi Müzesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. Burdan yolun soluna dönülünce 1905 yılı devriminde 48 işçinin öldürüldüğü kanlı Pazar’dan dolayı Devrim Meydanı diye adlandırılan meydana ulaşılır. Burası Neva Nehri’nin yanıdır. Eksi 21 derecede buz tutmuş Neva Nehrini fotoğraflamak heyecanlı olduğu kadar da soğuktu. Neva’nın en geniş yerindeki köprülerin arkasındaki siluiyette Svitoy Pavel Katedrali’nin sivri kulesi görünür. Bu kule 1903 yılında Eyfel Kulesi’ni de yapan Batignol şirketinin elinden çıktiğını belirtelim. Neva nehri boyunca Petrovskaya’da doğuya ilerlerlemeye devam edelim. Kıyıda demirli, buzlarda kaplı Neva nehrinde çepe çevre buzla sarılı bir tutuklu gibi duran Aurora Kruvazörü görülecektir. 23 Ekim 1917′de Kerenski hükumeti Aurora’ya Neva’yı terketmesini emretmiş ama O Kışlık Sarayı top atışına tutatarak Bolşeviklerin yanında olduğunu göstermiştir. Bu nedenle devrimin önemli bir aktörü olmuş. 1957 yılından beri Neva nehri üzerinde müze olarak hizmet vermektedir. Aurora gemisinin karşısında gösterişli Barok tarzı bina da Nahimov Denizcilik Akademisi’dir. Kıyıdan yürüyüşe devamla Askeri Akademi binasını geçerek, günümüzde St.Petersburg’ta ki sayılı Lenin heykelinden birine Fillandiya Tren İstasyonunun geniş ön bahçesinde karşılaşıyorum. Buzla kaplı Neva Nehrine bakmakta Vladimir İlyiç Lenin. Lenin’nin sağ elinin “bir taksiyi çağırır gibi” duruşu ifadesine ilk defa burada raslayacaktım. Eksi 21 derecelik soğukta 2 saate yakın süren bu zorlu yürüyüşü zangır zangır titreyerek girdiğim bir kafede, kendime sıcak bir çorba ısmarlıyarak bitirdim. St.Petersburg edebiyatçı, şair, müzisyen gibi pek çok sanatçıya ev sahipliği yapmış, eserlerine ilham kaynağı olmuştur. Hepimizin bildiği kimi öyküler bu şehrin sokaklarından çıkmıştır. Bu sanatçıların başında gelen kişi Aleksandr Puşkin’dir. Modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamı Aleksandr Puşkin 1799 yılında Moskova’da doğar ama hayatının büyük kısmı Petersburg’ta geçer. Karısı Natalya ve dört çocuğu, iki baldızıyla 1836 yılında ölümüne kadar yaşadığı ev bugün Puşkin Konut Müzesi olarak Neberejneya reki Moyki 12 adresinde edebiyat sevenlerin ziyaretini beklemektedir. O dönem mimari tarzını gösteren bu binayı görmekte mimari merakı olanlara ilginç gelecektir. Puşkin’in pek çok eseri kaleme alırken kullandığı masa ve kitapları gibi pek çok özel eşyası o günkü ortamı içinde sunulmakta. 4.500′in üzerinde eseri barındıran kitaplığında Shakespeare, Byron, Heine, Dante ve Voltaire gibi Puşkin’in sevdiği yazarların eserleri de bulunmakta. Petersburg’ta bolca eser üreten dünyaca tanınmış yazarlardan bir diğeri de Dostoyevski’dir. Sibirya’dan sürgünden döndüğü 1859 yılından öldüğü 1881 tarihine kadar Petersburg’ta yaşadı ve bildigimiz tüm eserlerini burada üretti. 1878′de 1881 yılına kadar yaşadığı beş odalı ev bugün Dostovyevski Konut Müzesi olarak Kuzneçni pereulok 5/2 adresinde ziyaret edilebilir. Karamazov Kardeşler romanını ölümünden bir yıl önce bu evde tamamlamış. Müzisyen Pyotr Çaykovski, balerin Anna Pavlova, yazar Nikolay Gogol, şair Anna Ahmatova, filim yönetmeni Grigori Kozintsev, besteci Dimitri Şostakoviç tüm bu sanatçılar St.Petersburg’un verimli sanat ortamında ürettikleri eserleriyle dünya kültürünü etkilemişlerdir. Kısaca sadece adlarını anacağım diğerleri de bu şehrin Avrupa’nın kültür başkentlerinden birisi olmasına büyük katkı sağlamışlardır; Nobel ödüllü İosif Brodski, müzisyen bestecilerden Anton Rubinstein ve İgor Straviski, ressam Karl Bryullov, ve Leon Bakst, dans ve kareograf Marius Petipa ve Rudolf Nureyev, bilimde Mihail Lomonosov, Dimitri Mendeleyev, Aleksandr Popov ve fizyolog İvan Pavlov…… Sadece Hermitaj Müzesi için bile St.Petersburg görülmeye değerdir. 1771 yılından 1990′lı yıllara kadar bina ve kolleksiyonu büyümeye devam etmiş. Asıl binaya, Kışlık Saray ve Personel Binası’da müzeye ilave edilmiş. Sayıya boğmak istemiyorum ama belirtmeden de geçemeyeceğim; 2500 resim, 10 bin değerli taş, 10 bin çizim ve sayısız gümüş ve porselen binalarda sergilenmektedir. Müze seven biri olarak kıskanacağım kadarçok sayıda ve çeşitlilikte müze bulunmakta Petersburg’ta. Hermitaj dışında Rus Müzesi ve dünyada tek olan Antarktika Müzesi’ni kaçırmayın diyerek müze konusunu bitirmek istiyorum. Saray konusunda takıntılı diyebileceğim Çarlar sayesinde öyle çok saray yapılmış ki şehirde şaşırmamak imkansız. Fransa ve İtalya’ya hayranlık bu ülkelerdeki bazı sarayların bire bir kopyalarını yaptırma noktasına kadar götürmüş tutkularını Çarların. Bu bazen Versay Sarayı bazen de Vatikan olmuş taklit ve esinlenmede, iyi ki de olmuş. Sanatın her alanına yöneticilerin duyduğu bu ilgi çok zengin bir yaratıcı ortam yaratmış ve bu sayede de her alanda dünya ölçeğinde sanatçı ve bilim insanı yetişmesine olanak sağlamış. Ne mutlu Ruslara….Kışlık Saray, Kırım Sarayı, Şeremetev Sarayı, Peterhof, Mermer Saray……….saymakla bitmez. ll. Dünya savaşındaki direniş anısı için dikilen Zafer Anıtı’nın 48 metre yüksekliğindeki dikilitaşı Moskovskaya Metro istasyonunun hemen yakınında yükselmekte. Yine buraya yakın ana caddede gösterişli bir binanın önünde yükselen Lenin heykeli hemen dikkat çekmekte. Çok uzak olmayan bir mesafede Ulitsa Lensoveta 12 adresinde bulunan Çeşme Kilisesi’nin biz Türkler için farklı bir anlamı var; Neo- Gotik tarzda 1777′de yapılmış kilise 1770 yılında Rusların Osmanlılara karşı Çeşme’de kazandığı zaferin anısına yapılmış olmasıdır. Çeşme şekli ve rengiyle kesilip yenilecek bir pastaya benzeyen şirin bir kilise. İçi de dışı gibi renkli, bakımlı ve bol ziyaretçisi olan bir kilisecik. St. Petersburg’un 25 km güneyinde Tsarskoye Selo’da (Çarın Köyü) 1752 yılında yaptırılmış Yekaterina Sarayı bulunur. Sarayın içinde bulunan Caterina Parkta, büyük gölün bir köşesinde Ege’de Çesme’de Osmanlılara karşı kazanılan deniz savaşının anısına yaptırılmış bir kule yükselmektedir.Gölün diğer bir ucunda İsveç kökenli Rus mimar lppolit Monighetti tarafından 1850 yılında yapılmış pembe renkli kubbesi ve minaresiyle zarif küçük bir Türk Camisi bulunmaktadır. Biz Türk ziyaretçileri şaşırtan bu camiye başta anlam verilemese de, park gezisinde Çin tarzı binaları da görünce bütün bunların ilgiyi arttırmak, halkın dikkatini çekmek adına ilave edilmiş oyun tarzında yapılar olduğu anlaşılmaktadır. Aleksandr Nevski Manastırı 1270 yılında İsveçlilere karsı zafer kazanan Novgorod Prensi Aleksandr Nevski adını taşıyan bu mezarlık , 1710 yılında Büyük Petro tarafından kurulmuştur. Bugün manastırın bahçesinde bulunan 3 ayrı yerde ziyarete biletli geçişe izin verilen bu mezarlıklar yönetici olmayan Rus Kraliyet ailesinin üyelerinden eski komünistlere, Dostoveyeski, Çaykovski, Musosorgski, Rimski Korsakov gibi pek çok sanat, bilim ve ordu mensubu subayın mezarlarına sahiptir. Bu mezarlıkların birinin içinde bulunan küçük müzede geçen yüzyılın ünlü şairlerinden kadın şair Anna Ahmatova’nın da 2 eseri bulunan heykel sergisi bulunmakta. Manastır kompleksinin içinde Meryem’e Müjde Kilisesi en eski yapıdır. Metropolitin Konutu’da bu avludadır. Bütün binalar Barok üslupta yapılmış olmalarına karşın, 1776-90 yılları arasında komplekse ilave edilen en son bina Katedral Neo-Klasik üsluptadır 18 Mayıs Dünya Müze gunünde Petersburg’ta olursanız bir şenliğin içinde olacaksınız sokaklarda. Akşam saat sekizde başlayan müze ve hayvanat bahçesi gibi tüm yerlere tek bir biletle pazar sabahına kadar süren bir koşturmaca ile “Kültürel Şenlik”in içinde olmak ve yorgun argın ama çoğunluğu gençlerden oluşan bu güzel kalabalığın bir parçası olmanın tatlı yaşanmışlığı ile pazar sabahı yatağa girmek, hayatımın ayrı bir zevkli deneyi oldu. Art Night -Sanat Gecesi adı verilen bu uygulama 7 yıl önce başlamış. İstanbul’da da 3 müzede akşam saat 8′den 11′e kadar “Sanat Akşam”ı uygulaması olduğunu bu vesileyle öğrenmiş oldum.-semaverin bizim değil Rusların icadı olduğunu biliyormuydunuz? -küçük objelerin üzerine minyatür resim sanatı 18. Yüzyıldan gelmekteymis..-şal Rus Şalı -Vodka ve Havyar-Zooloji müzesi…-Şeremetev Sarayi,müzik aletleri müzesi.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…