LÜBNAN : Doğunun Paris’i mi!

Akdeniz doğusunda Finike Uygarlığının vatanı olan Lübnan, Mısır Uygarlığının da Avrupa’ya açılan liman kapısı olmuştur. Büyük Suriye’nin bir parçası olarak pek çok Uygarlığın yönetiminde kalmış, en son dört yüzyıl Osmanlı eğemenliğinden sonra, 1920 yılında Fransız hakimiyeti 1941 yılına kadar sürmüş, kısa Arap Birliği denemesinden sonra bağımsız olmuştur. Resmi dili Arapça olmasına rağmen nüfusun yüzde yirmisi gibi yüksek bir oranda Fransızca konuşmaktadır. Arap ve Ortadoğu ülkesi Lübnan Suriye ve İsrail ile sınır komşusudur. Uzunca bir Akdeniz kıyı şeridine de sahiptir. Nüfusunun %65′i Müslüman, %30′u Hiristiyan olan 4 milyon nüfuslu tarih dolu bir ülkedir. Lübnan şaşırtıcı bir göçmen ülkesi aynı zamanda: 1975 – 1991 yılları arasındaki iç savaş ve 2006 yılında İsrail saldırıları nedeniyle yurt dışında yaşayan Lübnanlı sayısı yirmi milyona ulaşmış.

BEYRUT

Doğunun Paris’i diye nitelenen bu Akdenizli Ortadoğu-Arap ülkesinin başkenti Beyrut eski parlaklığında olmasada “cami yıkılmış mihrap yerinde” deyişi gibi bugün de kozmopolit yapısı(Hiristiyan,Müslüman,Dürzi,Ermeni,Şii,Sunni vs) lükse düşkün yaşam tarzının her yerde öne çıkması ile geçmişten gelen parlak izleri yansımakta günlük hayatta.

Beyrutun eski şehir bölgesi, yürüyerek keyfinin çıkarılabileceği, şehrin kültür mirası mimari yapılarının, sokaklarının keyif alınarak, yerli halkla bazen Türkçe bile diyalog kurarma şansı yakalanabilen sıcak bir ortamda dolaşma olanağı veren bir semt.

Toplu ulaşımın gelişmediği Beyrut’ta bizdeki eski şavrolelerle yapılan dolmuşlar gibi eski model mersedeslerle dolmuş yapılıyor. Bunlardan biriyle Hamra’dan “Down Town” eski şehre ulaştım.

Meydanda yanyana sıralanmış sarı kireç taşından yapılmış Emir Mounzer Cami (1029 yılından), Mecidiye Cami, Muhammet El-Amine Cami, St. George Katedrali ilk gördüklerim. İbadet için camiye girişte konuştuğum kişi İstanbul’da yıllarca yaşadığını ve caminin iç savaşta tamamen yıkıldığını ayaküstü anlattı. 1985 tarihli Muhammet Al-Amin camini yanında Yunan Ortadoks Kilisesi ve hemen yanlarındaki alanda ise Roma ve öncesi dönemden kalan kalıntıları bulunmakta.

Başkanlık sarayının bulunduğu bölgede bulunan küçük parkın bir köşesinde de eski Roma hamamı durmakta. Rouche Kayalıklarının da bulunduğu sahil yolu akşam üzeri Beyrutluların yürüyüş yapmaktan hoşlandıkları, güzel lokanta ve kafeleri bulunduğu, 5 yıldızlı otel ve kumarhanelerin sıralandığı, güneşin batışının izlendiği güzel bir parkur. Hamra müslümanların, Ashrafieh hiristiyanların yaşadıkları bölgeler. Caddelerde ciplerin, Porche ve Lamborghini’lerin fink attığı, 4-5 kilometre şehir kenarlarında insanların karınlarını doyurmakta zorlandığı güvensiz, bakımsız yerler ve Filistin göçmen kapları. Bunlardan birine yanlışlıkla aracımızla giriyor ve hemen çıkıyoruz. İçeri yabancıların giremeyeceği yazısını girişten sonra okumamız bu heyecanlı durumu yarattı.

Hamra ve şehrin diğer bölgelerinde kafelerde, lokantalarda içki satışı yaygın. Ortadoğu ülkelerinin hiç birinde rastlanmayacak kadar gece kulübü ve bar mevcut. Bu da Beyrut’un aydınlık yüzü.

Lübnan’da 5 adet UNESCO koruma listesine girmiş yer var.

1.Aanjar 2.Baalbek 3.Byblos 4. Tyre(Sur) 5.Kadise Vadisi(Kutsal Vadi-Tanrının Sedirleri)

Beyrut dışında ilk gün turum Anjar üzerinden Baalbek ziyareti, dönüşte Zahle şehri ve Ksara şarap tadımı ve mağara mahzenlerini ziyaret.

Aanjar, Lübnan’daki pek çok Antik şehre göre oldukça yeni sayılabilen bir şehir. 8.yüzyılda Walid I. tarafından kurulumuş, bir süre Emevilerin konrtolünde kalmış. Türkiye’deki Musa Dağı bölgesinden göçen bir kaç bin Ermeni göçmeni 1939 yılında buraya yerleştirilmiş.Günümüzde tur operatörlerinin gezi proğramına girerek gözde yerlerden biri olmuştur.

Baalbek, Lübnan’daki en büyük ve görkemli Roma antik kalıntılarının bulunduğu yer. Heliopolis ya da Güneş Şehri denen Baalbek günümüze kadar da sütunları üstünde ayakta kalmayı başarmış ihtişamlı duruşuyla nefes kesmekte. Rehberimiz bu tapınaklar bölgesinin Roma’dakilerden daha görkemli olmasını; Roma’nın bize “bu kadar uzak olan yerde bile bu kadar ihtişamlı eserler yapacak gücümüz var” mesajı vermek olduğu yorumunu yaptı.

Jupiter Tapınağı(6 sütunu ayakta), Bacchus Tapınağı ve Venüs Tapınağı en görkemli bölümleri. Baalbek civarında daha pek çok kalıntı olmasına rağmen kamulaştırma yapılamadığı için bu kalıntılar üzerine yaptıkları evlerinde oturmaktalar. Tapınakların bulunduğu tepeden Baalbek kasabasının içinde zarif minareleri olan camiler görünmekte. Bu bölge Bekea Vadisi ve Hizbullah Partisinin merkezi olarakta önem taşımakta.

Zahle, Beyrut’a 1 saatlik mesafede Hiristiyan nüfus ağırlığı olan, Bekaa Vilayetinin merkezi, güzel, şirin bir kentdir. Berdaouni nehrinin çevresine konuşlanmış şehirde, Beyrut’tan başlayan tam gün turlarının öğle yemeklerinin verildiği nehir kenarındaki güzel lokantalarda serin bir mola verilmekte. Yemekte Flafel(nohut ezmesinin kızarmış yağda pişirlmesi), Humus, Peynir, Zeytin, Salata, ayrıca bütün olarak tepside getirilen domates,salatalık, biber), karışık et yemekleri ve tatlı çeşitleri vardı. Et servisine kadar masada bulunanlar meze olarak nitelenmekte bizdeki gibi. Ekmekler ince, mayalı, küçük, lezzetli pidelerdi.

Ksara üzüm bağlarının ve doğal mağaralarında dinlendirilen binlerce fıçıyı ziyaret edip şarapları tattıktan sonra Beyrut yolunu tutacağız. Ksara şarap fabrikası yıllık 3 milyon şişe kaliteli şarabın yarısını ihraç etmekte yarısını da Lübnan iç piyasasına vermekteymiş.

Beyrut’un güneyinde görmek istediğim 2 kasaba var :

Sidon(Saida) Akdeniz kıyısında, Beyrut’un 45km güneyinde eski sokak ve çarşılarını korumuş, şirin bir kasaba. Güney bölgesinin en büyük ve ticari şehri olan Saida, dar sokaklı çarşıları, hamam ve camileriyle tipik medineye benzetilebilir. Pers döneminde(MÖ 1000) bu bölge bahçeli şehir olarak anılırmış ki bugünde çevresinde turunç ve muz bahçeleri bulunmaktadır.

Ana karaya bağlanmış deniz içindeki adada bulunan Kalenin üst burçları Sidon’un güzel bir panaromasını sunmakta. Khan el Franj(han), Audi Sabun Fabrikası ziyaretinden sonra içinden arka sokağa çıkarak iki kişinin geçebileceği kadar dar sokaklara ulaşıp günlük hayatın içine girdik. Küçük bir pideci dükkanında buraya özgü sebzeli ve etli pidelerin tadına bakıp, nefis görünümlü tatlılarını denemeyi Khan el Ruz(han) civarına bıraktık. Bu yürüyüş ile küçük cami ve kiliseler, hamamlar ve hanlar, dar sokaklar içinde ortaçağa ışınlanmış, geçmiş zaman dilimine uzanmış gibi hissettim. Bir günü keyifle geçirilebilecek kadar güzel ve değerli eserlerin olduğu Sidon’dan aynı güne Tyre’yı da ziyaret etmek amacıyla istemeyerek de olsa ayrıldık.

Tyre(Sour), MÖ 2700 yılına kadar geriye giden iki ayrı tarihi Roma şehir kalıntılarına ve Lübnan’ın yerli kahramanı Hassan Nasrallah’a ev sahipliği ile ünlüdür. Tyre’ın biraz daha güney bölgesi Filistin kamp bölgesi olması nedeniyle bu bölgeyi gezmek iseyen turistler mahalli polis kontrol müdürlüğünden pasaport kopyası ve fotoğrafı ile başvurup(hemen izin kağıdı alınabiliyor) izin alması gerekiyor. Aracımız ile bu kamplardan birine yanlışlıkla burada girdik çıktık. Al-Mina ve Al-Bass Roma Areolojik Şehir kalıntıları birbirlerine oldukça yakın konumdalar.

Beyrut’a farklı yollardan dönme amacımız bizi İsrail’in Golan tepelerinin bulunduğu sınıra kadar atan yollara soktu. Yollarda pek çok Birleşmiş Milletler silahlı gücü ve aracı görerek Beyrut’a geç saatlerde ulaştık.

Lübnanın kuzeyinde bir başka UNESCO koruma listesine giren antik bir şehir var:

Byblos, Arapça adıyla Cübeyl(Jbail) başken Lübnan’a 1 saat mesafede bulunan şirin bir liman kentidir. 7000 yıllık bir tarihi geçmişi olan bu limanlara Yunanlılarca Fineke adı verilmiş, yine bu şehre, Papirus ticaretinin merkezi olması nedeniyle de bu anlama gelen Byblos ismini de Yunanlılar vermişler. M.Ö 2. ve 3 yüzyıllar arasında Mısır Firavunlarının kontrolü altındayken hem ticari hem de dini başkentlik yapmış. Bugünkü latin alfabesinin temeli olan lineer alfabesini bulanlar da Bybloslular olmuş. Bybloslular Mısırlılara Pramit yapımında kullanılan sedir agaçları satarken onlardan da papirus satın alarak başlattıkları ticaret ile Akdenizde pek çok ticaret kolonisi kurmuşlar. M.Ö. 8 yüzyılda Asurluların saldırıları ile tarih sahnesinden çekilmişler.

Tarihi limanın çevresindeki bakımlı sokaklarında hediyelik eşya mağazaları ve şirin lokantaları hem yabancı turisler hem de Beyrutun gürültüsünden kaçıp sakin bir gün geçirmek isteyen Lübnanlılarca dopdolu. Beyrut’tan Dawra Otobüs Terminalinden otobüs yada taksi dolmuşlarla kolayca Byblos’a gelinebilmekte. Bu terminalden Şam’a ve Amman’a da otobüs ve taksi dolmuş kalkmakta olduğu bilgi notunu düşelim.

Jeita Grotto: Beyrut’tan(18. kilometre de)Byblos’a giderken yarım saattte ulaşılabilen, Lübnanın çarpıcı, nefes kesici, doğal güzelliği Jeita Grotto mağarası karşılamakta. İki ayrı bölümden oluşan mağaranın üst bölümü yürüyerek gezilebilmekte. Kilometrelerce uzanan derinliği kimi yerlerde çok geniş alanlara açılmakta, bu alanlar gezegenimizin dışında bir yerlerde olduğumuz atmosferini yaratmakta. Derinlerde biriken suyun tavan sarkıt ve dikitleri yansıtmaları inanılmaz bir derinlik duygusu ve atmosfer oluşturmakta. Mağara çıkışında Dünyanın 7 Harikası olması için Jeita Grotto’ya oy verin afişi dikkatimizi çekiyor. Farklı bir kapıdan girilen alçakta ki mağara gezisi ise, binilen motorlu kayıklarla suyun üzerinde yapılabilmekte. Gezinin tek olumsuz tarafı bu güzellikleri kendi kameramızla kaydetmemize izin verilmemesi. Dawra Otobüs Terminalinden dolmuş-taksi veya otobüsle gelinebilmekte.

Trablus: Gitme fırsatı bulamadığım Trablus(Tripoli) şehri Beyrut’a 85 kilometre mesafede. Memluk mimarisi ve Lübnanın en büyük çarşısının bulunduğu Trablus günümüzde Müslüman guruplar arasındaki sokak çatışmaları ve bombalamaları yüzünden turistlerin uzağında durmayı tercih ettikleri bir kent. M.Ö 8. yüzyılda kazandığı ticari önem ile büyümüş, Tyre, Sidon ve Arwad(şimdi Suriye’ye ait) şehirlerinden gelen giden tüccarların oluşturdukları cemiyetlerin şehirde 3 farklı bölgede yaşamaları nedeniyle şehre Yunanca Tripolis yani “üç şehir” adı verilmiş.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…