MEKSİKA(CITY)

Hava kararırken 29 milyonluk, dünyanın en kalabalık şehirlerinden birine, bir başkente giriş yapmaktayım. Metropoller beni hep çekmiştir. Evet heyecanlıyım. Kiminle konuştuysam seyahatim boyunca hep ilginç, güzel şeyler duydum başken hakkında. Bu pek az başkent için nasip olmuştur(iyi şeyler duymaktan şaşırmadığım büyük metropollerin başında İstanbul gelmekte, elbette Rio de Janeiro, Buenos Aires vs.). Elimdeki rehber kitabım sadece Orta Amerika’yı kapsadığı için Oaxaca ve Meksika City hakkında bilgileri bir gezginin Meksika kitabından almıştım. İlk defa gelinen şehirde ilk gün önemlidir özellikle konaklama için. Şehrin merkezinde bulunan Katedralin hemen arkasında, 24 saat açık olan hostele karar vermiştim. İstanbul da ki otobüs terminalini aratmayacak kalabalık arasına karıştım. Resmi taksilerden birine atlayarak hostelime ulaştım.

Hostelin 7. katında elimde büyük bira(ama bu bildik gibi değil 1200cc’lik bir şişe)ile katedral ve şehir ışıkları seyrederek, başkente bir toplantı için gelen Meksikalı mimar gençler ile sohbet ediyorum.

EL ZOCALO

Sabah Katedral Hostelimden çıkarak Meksika şehir Katedralini ziyaretim ile başlıyorum Meksika başkentini. Görkemli Metropolitan Katedral binası geniş El Zocalo meydanın bir köşesinde. Katedralin hemen yanında şehrin tarihi merkezi Centro Historico bulunmaktadır. Katedralin solunda(karşı cephesinde) Meksika Ulusal Saray Müzesi başka bir görkemle uzanmakta. Asıl sürprizi iç avluda çift basamaklı merdivenlerin başından itibaren ünlü Diego Rivera’nın muhteşem duvar resimleri yapmakta. Pek çok rehber yanındaki farklı sayıda turiste farklı dillerde bu resimleri anlatmakta. Bense ressamın şöhretinden habersiz ama resimlerin büyüsüne kapılmış duyduğum İngilizce anlatımlı bir rehberin yanına ilişip,  bütün bir Meksika tarihini anlattığı resimlerinin saklı anlam ve kişilerin öykülerini bu rehberden dinlemeye çalışmaktayım. Yerli halkın bütün yaşam deneyimlerinden, İspanyolların hâkimiyetindeki vahşi dönem ve karşı koyuşa, devrim ve isyan günlerine kadar değişik konuları, iç içe girmiş canlı renklerle, öyküsel bir şekilde anlatmış. Defalarca aynı resme bakıp her birinde farklı şeyler yakalamaktan yorgun bir şekilde saatler geçirdim.

Dışarıya sarayın arka kapısından çıkınca protesto gösterisi yapmakta olan işçilerin arasında buldum kendimi. Biraz dinlenip yine meydanda bulunan turizm yılını kutlamakta, bu nedenle çok geniş bir fotoğraflı sergi sundukları dev çadırın içine süzülüverdim. Meksika ülkesinin her yöresinden, her kültür ve ırkın farklı el sanatları ve giysilerinin nefis fotoğraflarının büyüsüne kapılıp gittim. Sergi sonunda tüm bu fotoğrafların oluşturduğu temalardan oluşan Meksika tanıtım filminin müzikle sunumu da tam bir kapanış şöleniydi. Katedral, Ulusal Saray ve Fotoğraf Sergisi ile görsel doyuma ulaşmış, ayakta kalmaktan fiziki olaraktan yorulmuş hostelime dönüp yemek molası vererek biraz dinlendikten sonra Ulusal Müzenin yolunu tuttum. 14. yüzyıldan günümüze gelen resim sanatı koleksiyonlarının sergilendiği müzenin 60’tan fazla salonunun her birinde bir bayan görevlinin bulunması da ilginçti.

Ulusal Müzenin karşı sokağında bulunan ilginç binanın ne olduğuna haritamdan bakıyorum: Palacio de Correos de Mexico yani Meksika Postane Sarayı olduğunu öğreniyorum. İç yapısı sarı-yaldız boyalı çelik konstrüksiyon. Her şey pırıl pırıl yeni boyanmış gibi. İhtişam akıyor her bir ayrıntıda. Çift kanatlı merdivenler, eski moda çift asansör, altın renginde sütunlar, yaldız süslemeli tavan ve kirişler, halen hizmet veren ahşap masalar, veznelerin şıklığı ile her göreni hayrete düşürüp şaşırtıyor. Binanın tam anlamıyla eklektik bir yapı olduğunu sonradan öğreniyorum: İtalyan Rönesanssından, Gotik’e, Neoklasik’ten Barok tarzına kadar pek çok tarz ve metal, mermer, taş gibi farklı elementler kullanılmış. En üst katta ayrıca bir de Askeri Tarih Müzesi’ne ev sahipliği yapmakta. 1907 yılından bu yana yani kuruluşundan bu yana postane olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Postane Sarayı’nı gezdikten sonra, görsel doygunluğumun taştığını hissederek hostelimin yolunu tutuyorum. Bu gün bütün gezdiğim yerler eski şehirdeydi(old town). Yani her birine yürüyerek gittim ve hostelime döndüm.

CHAPULTEPE

Meksika City’de birkaç gün geçiren tüm gezginlerin, görülmesi gereken yerlerin başına konan ortak tavsiyesi Antropoloji Müzesi. Şehrin doğusunda bulunan Antropoloji Müzesi’ne gitmek için 3. ve son tam günümde metrosu ile de tanışmış olacağım. Meksika’nın en büyük parkı Chapultepec ( 1800 hektar- 7,3km2) içinde bulunan Antropoloji Müzesini dünyada gezdiğim en iyi müzeler listemin içine koydum(bunlar Londra da British Müzesi, Paris Louvre, Kahire Kahire Müzesiydi). Meksika ve bütün Aztek, Maya kültürü hakkında her şey, on binlerce objenin incelikli sunumuyla anlatılmakta. Müze binasının çevresindeki park alanını da sergilemenin bir parçası halinde kullanılmış, çıkartılan çeşitli tapınakları olduğu gibi bütün görkemiyle parkın içine yeniden kurmuşlar. Güneş Taşı(Aztek Takvimi) ve Aztek Xocipili heykeli çokça bilinen en önemli iki parçası. Bir mola vererek 12 büyük holde sergilenen bu objelerin pek çoğunun sadece önünden hızla yürüyerek geçtiğim halde 5 saat harcamıştım.

Chapultepe parkı şehirdeki pek çok müzeyi(Modern Sanat, Ulusal Müze, Papolete Çocuk Müzesi, Tamoyo Çağdaş Sanat Müzesi vs.), hayvanat bahçesi ve Chapultepe Kalesini de(Ulusal Tarih Müzesi olarak kullanılmakta) içinde barındırmakta

ALAMEDA

Bu günün son gezi planım şehrin Alameda bölgesinde, yapıldığı 1956 yılında Meksika’nın en yüksek binası olan Torre Latinamericana tepesine akşamüzeri çıkıp hem gündüz hem gece fotoğrafları çekmek başkentin.

Beyaz mermerden yapılmış dış cephesinin görkemli kuşbakışı görüntüsünden sonra yarın sabah kuş olup Türkiye’ye uçamadan önce uçuş saatime kadar İtalyan mimar Adamo Boari’nin 1900 yıllarında yaptığı Güzel Sanatlar Müzesini gezmeye karar veriyorum.

Orta Amerika gezimin 40 ve son günündeyim. Palacio de Bellas Artes(Güzel Sanatlar Müzesi)’e doğru yürürken yolumun üzerinde kırmızı eşofmanları ile gelen gurubun göğüslerindeki albayrağımız hemen dikkatimi çekti; gelen Türk sporcular. “Merhaba Türkler” dememe şaşıran gurup Amerika’da yapılmış Dünya Tekvando Şampiyonasında 3. olarak dönen ekibimizmiş. Ayaküstü biraz sohbet ederek sokakta fotoğraf çektirdik. Benim de onlar içinde hoş bir sürpriz oldu karşılaşmamız. Ekibimizde benim gibi yarın Türkiye’ye döneceklermiş. Yarın hava alanında görüşmek üzere diyerek ayrıldık.

Meksika gezisine ayırdığım günler ne başkent için, ne de gezdiğim(koşturduğum da denilebilir) diğer bölgeleri için yeter süre değildi, tadı damağımda kaldı desem yeridir. Yine “O” meçhul gezgin sözüne güveniyorum: gezdiğiniz yerlerle ilgili eksiğiniz olsun ki tekrar o yerleri ziyaret edesiniz”. Bense birkaç değil pek çok gezilmesi gerekli yeri göremeden dönüyorum, birden çokkkk nedenim var tekrar Meksika’ya gitmek için.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…