MEKSİKA

Geniş kenarlı şapkası altında çölde uyuklayan yerli esmer, geniş, uzun etekleri, siyah uzun saçlarıyla yürüyüp geçen kadın ve ter, toz içinde atları üstünde kasabaya giren kovboylar: Meksika Amerika sineması yoluyla çocukluk ve gençlik yıllarıma bu imaj ile girmişti. Sonra ki filmlerde de Amerika’nın arka bahçesi Meksikalıların sınırı aşıp yeni, zengin dünyaya kaçmaya çalışması Amerika sınır polisinin yakalama kovalamacısını anlatan sınır hikâyelerine bırakmıştı. Son yıllarda ise Maya, Aztek, İnka kültürleri ilgisi ile Meksika ve Güney Amerika’nın yakın tarih öncesine dikkatimiz çekildi.

İki milyon kilometre kare büyüklüğünde, 110 milyon nüfuslu, pek çok dilin konuşulduğu bu ülkeyi tanımadığım, hakkında bir şey bilmediğimiz gitmeye karar verip hakkında okumaya, fotoğraflarına bakmaya, araştırmaya başladığımda anladım. Dönüşümde de bu durumumdan utandım. Binlerce kilometre türkuaz renkli denizi, altın renkli ince kumlu plajları hemen yanı başında içinde yürünemeyecek kadar yoğun ormanıyla(Cangıl) şaşırtıcı bir güzellik içine düştüm Yucatan ve Chipas eyaletleri içine.

31 eyalet ve bir federal bölgeden oluşan dünyanın coğrafik olarak en büyük 15. ülkesine, Meksika’ya,  popüler bir bölgesi olan Yucatan’a, güney komşularından başkent Belize City’den bindiğim otobüs ile sınırı aşarak giriyorum(vizemi İstanbul’dan almıştım). Değiştirdiğim bir başka otobüs ile türkuaz renkli sahilleri ve ilginç mağara dalışları olanakları olan merkezine ulaşıyor, Weary(Yorgun) Hosteline yerleşiyorum.

TULUM

Karayip denizi kenarında Meksika doğusunda bulunan Tulum deniz kenarında Maya harabelerini de saklamakta. Denize paralel yapılmış 8 metre kalınlığında, 5 metre yüksekliğinde,  400 metre uzunluğunda ki duvarından fazla bir şey kalmamış günümüze. Tulum turistik açıdan 4 bölgeye ayrılmıştır; arkeolojik bölge, kasaba merkezi, oteller bölgesi ve ekolojik rezerv bölgesi. Özelikle Amerika Birleşik Devletlerinden büyük yolcu gemileriyle gelen turistlerin ziyaret ettiği en popüler şehri Cancun’a yakınlığı nedeniyle Meksika’da en çok ziyaret edilen 3. Maya Antik kenti olmuş Tulum (En çok ziyaretçi alan Teıotihuacan, sonrasında Chichen Itza gelmekte). Beyaz kumlu sahilleri, türkuaz renkli sıcak denizi ile çok popüler, yüzlerce kilometre boyunca kesintisiz devam eden sahiller otellerle dolu.

CANCUN (Isla Mujeres-Playa Del Carmen-Isla Cozumel)

Maya dilinde “Gökkuşağının Sonundaki Gemi” anlamına gelen küçük balıkçı köyü Cancun 1970 yılında hükümetin turizm geliştirme bölgesi ilanı ile hızla gelişmiş, yapılan pek çok otel sonucunda da 4 milyondan fazla turist ağırlar hale gelmiş. Kalabalık turist guruplarını ağırlamak için yapılan sayısız büyük oteller ile aşırı büyük, karışık, kirli ve görece pahalı bir kenti olsa da, Isla Mujeres(Kadınlar Adası) adasına gitmek için de zorunlu bir duraktır Cancun. Bende Isla Mujeres’e, sualtı dalışı için Tulum’dan bindiğim araç ile 2 saatte Cancun’a, buradan da feribot ile bir saatte Isla Mujeres’e ulaştım. Dalma hayalim, dünden beri devam eden fırtına yüzünden gerçekleşemedi. Sabah son hava durumunun da dalmaya uygun olmadığı bilgisini alınca adadan önce Cancun’a sonra Playa del Carmen’e(Carmen Plajı) oradan da bir başka muhteşem dalış merkezi olan Isla Cozumel’e feribot ile geçtim. 90 bin nüfuslu Cozumel adasının altı buçuk milyon turist ağırladığını okuyunca şaşırıyorum. Çünkü bu küçük adada bu kadar konaklama olanağı yok. Fakat gelen bu turistlerin sadece yüzde beşinin konaklama yaptığını diğerlerinin yolcu gemileri ile günü birlik uğradıklarını öğreniyorum. Ertesi sabah fırtınanın yavaşladığı ve dalmak için müsait olduğunu öğrenip 100’den fazla dalış alanından Bandera ve Mancornes bölgelerinde mercanlar arasında, akvaryum zenginliği ve berraklığında ki türkuaz suların koynunda balık ve kabuklu deniz hayvanları arasında buluyorum kendimi.

PALANQUE

Yutacan bölgesinin orman(cangıl)içi gerçek bir cennetinde buluyorum kendimi Cancun’dan bindiğim gece otobüsü ile. Palenque yerine Maya harabelerine yürüyüş mesafesinde bulunan orman içi El Panchan’da Bungalovlardan birine yerleşiyorum. Gündüz öten kuşların sesi, akşam Latin ezgiler çalan Orkestranın sesine bıraktı. El Panchan’da orman içinde bulunan üç-dört hostel işletmesinin güzel bar ve lokantaları da var. Bunlardan Don Muchos güzel yemekleri ve içecekleri yanında akşam saat sekizde başlayıp sabah ikiye kadar süren, 4-5 ayrı orkestranın sırayla sahne alıp bütün Güney Amerika, neşeli Latin ezgilerini çalmaları gerçek bir şölene döndürdü akşamımızı.

Sabah Palenque Maya harabelerine, sonrasında şelaleleri de içeren kombine tur minibüsü ile ulaşıyorum. Havanın parlak güneşli olması sayesinde güzel fotoğraflar çekebiliyorum. Bu kadar kalabalığa ne Honduras’ta Copan’da ne de Guatemala’da Tikal’da rasladım. Ulaşımın kolay olması gezenlerin sayısının fazla olmasına en büyük etken olmalı. Üç saat boyunca bütün Piramitleri tırmanmış, ören içi pazara dönmüş satıcılardan deri üstüne işlenmiş Maya figürlerinden birkaç tane hediyelik satın aldım. Öğleden sonra San Cristobal De Las Casas yolunda görülmeye değer Aqua Azul(Mavi Su) ve Misol-Ha’ya gitmek üzere tur minibüsüne dönüyorum.

Aqua Azul

Palaenque’ye 20km mesafede, 35metre yüksekten dökülen Misol Ha şelalesinde yarım saatlik molada fotoğraf çekenler yanında şelale altına kadar yüzenlerde oldu. Sonrasında farklı bir güzelliğe doğru orman içindeki virajlı yollardan geçerek 2 saat sonra ulaştık Aqua Azul’a. Aqua Azul, Guatamela’da ki Samuc Champey gibi peş peşe doğal havuzlardan oluşmuş, ama daha büyük ve ulaşımı daha kolay olduğundan çok kalabalık dolayısıyla sayısız hediyelik eşya mağazaları ve lokantaları, rahatsızlık verecek kadar ısrarcı sokak satıcıları ile dolu bir doğa içi parkı. Samuc Champey’de aldığım duygular burada yok maalesef. Her şey çok ticari yalnız kalıp doğayı hissetme şansı bırakmıyor ortam. Yine de en tenha bir noktasından yeşil sularına girip bir süre yüzmekten de geri durmuyorum. Gözümü değerli her şeyimin içinde olduğu çantamdan bir an olsun bile ayırmıyorum.

San Cristobal De Las Casas

Palaenque’ye geri dönecek tur minibüsü beni San Cristobal De Las Casas’a giden otobüse bindiriyor. Hava karardıktan sonra ulaşıyorum şehre. Otobüste bulunan iki İngiliz bayan ile aynı taksiye atlayıp onların seçtiği Hostel Las Polama’a ulaşıyoruz. Yollar cumartesi gecesi kalabalığının buluşmaları, eğlence hazırlıklarıyla dolu. Rakım yüksekliğinden dolayı hava buz gibi San Cristobal’da. Giriş kapısı geniş bir avluya açılıyor. Odalar sağlı sollu yerleştirilmiş. Her şey ahşap ve taş. Şık ve çok temiz. Gün boyu yollarda olmaktan dolayı gece sokağa çıkmaya ne enerjim ne de arzum kalmış. Sıcak duştan sonra temiz yatağıma atıyorum kendimi. Gezim boyunca ilk defa battaniyesi olan ve battaniyeye ihtiyaç duyulan bir yerde konaklamaktayım.

1528 yılında kurulmuş şehrin sokakları Arnavut taşlı, tek katlı kiremit çatılı bakımlı binaları, küçük şirin meydanlarında bakımlı kiliseleri, mağaza ve lokantaları ile çok çekici. Gece sokak ve meydan aydınlatmaları da bir o kadar hoş. San Cristobal çevresinde pek çok Maya köyü var. Bu yerli halk alışveriş için gelip köylerine dönmekte dolmuşlarla. Bunlardan birine onlarla birlikte binip yarım saat süren bir yolculukla San Juan Chamula kasabasına gidiyorum. Bu kasaba kilisesinde yerlilerin yaptığı törenler ile meşhur. Kilisede sağlıklarına kavuşmak, kötü ruhları kovmak gibi pek çok nedenlerle, her gün birden çok ayin yapılmakta. Ben içine girdiğimde yerde çömelmiş bir yerli kadının başında kocası olduğunu sandığım erkeğin elindeki bağlı horozun canını bu ayin adına yavaş yavaş almaya çalıştığına, dualar okuduğuna şahit oldum. Kilise zemininde yüzlerce yanan mumun ve onların çıkarttığı kokunun ve horozlu ayinine beş dakika dayanabildim. Dışarıda geleneksel kıyafetleri ile kadınlı-erkekli-çocuklu Maya yerlileri önlerindeki kasalardan biralar, kola, soda içip sohbet etmekteler. Ruhlarının çekilen fotoğraf ile çalındığına inandıkları için ne kendilerinin ne de ayin sırasında Katolik kilise içinde ki törenin fotoğraflanmasına izin veriyorlar. Kilise içinde ki tek denememde yakalandım ve fotoğrafı silerek ellerinden kurtuldum. Kilise dışında daha dikkatli davranıp birkaç kara çekmeyi başarıyorum. Kilise önünde Pazar günü pazarında dolaşıp fotoğraflar çekiyorum. Bu satıcılardan en unutulmazı Horoz satıcısı; ayakları bağlı onlarca horoz kilisede yapılacak törende kurban edilmek üzere satın alınmayı bekliyorlar ülkemde ki koyunlar gibi. El sanatları, ilginç figürlü dokumalar, takılar yiyecek pazarının diğer dikkat çekici tezgâhları.

Birkaç saat sonra San Cristobal’in sokaklarına dönüyorum San Juan Chamula kasabasından.

El sanatları çarşısının yüzlerce tezgâhlarında alışverişi sevmeyen bana bile ilginç gelen pek çok şey(takı, dokuma, antika) takılıp saatler geçiriyorum. Bende bu kadar değişik, yerli takılardan hediyelikler alıyorum.

Kaldığım hostelin mimari özelliklerine benzer avlulu bir lokantada günün menüsünü ve büyük bir bira ısmarlıyorum. Benim gibi dinlenmek, yemek için gelen turistler arasında günlüğümü yazıp biramı yudumluyorum, fonda Bob Dylan çalıp söylüyor. San Crishtobal De Las Casas vakti olan gezginler için sanat galerileri, lokantaları, kafe ve barları, yakın çevresinde ki ( 60km mesafede Canon del Sumidero Kanyonu ve Tuxtla Gutierrez kasabası ve hayvanat bahçesi. Kanyon gezisi alınacak yarım günlük tur ile kolayca da yapılabilir) mekânlar ile bir haftadan az kalınmayacak kadar ilginç bir kasaba.

Akşam 23 00’te Oaxaca(Ohaka okunuyor)’ya kalkacak otobüs saatime kadar hostelimdeki Avustralyalı ve Fransız ressam bayan ile Revolution(Devrim) isimli şarap evine gidip sohbet ediyorum. Oaxaca, Meksika City(başkent)den önceki son durağım olacak kırk günlük Orta Amerika gezimin.

OAXACA(VAHAKA okunuyor)

   Sahip olduğu mimari yapıları, kültürel geleneği, mutfağı ve doğası ile 1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Koruma listesine girmiş Oaxaca, aynı adı taşıyan eyaletin başkentidir aslında. Zocalo ya da diğer deyişle Plaza de la Constitucion meydanına giriş yapılan Portales de Ex-Palacio de Gobierno –  Portal de Mercadores – Portal de Claerias – ve Portal de Claverias – Portal del Senor adlı dört giriş kapısı var. Pek çok kilisenin yanında Nuestra de la Soledad Bazelikası, Our Lady of the Assumption Katedrali, müzeleri ile hem Meksika’lıların hem de yabancı turistlerin ilgi odağıdır. Benim gibi 40 gündür her gün ayrı güzel, ilginç bir yeri gören birinin, gece boyu otobüs seyahatinden sonra vardığı Oaxaca, gezmiş olduğum diğer kasabaların (özellikle San Cristobal de Las Casas’ın) kötü, bakımsız, yetersiz bir kopyası gibi geldi. Beğenirsem gece kalmayı planladığım bu şehirde birkaç saat dolaştıktan sonra, emanete bıraktığım çantamı almak üzere, otobüs saatlerini inişte kontrol ettiğim terminale giderek son durağım başkent Meksika City’ye biletimi alarak yola çıktım.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…