İSKENDERİYE -ALEXSANDRIA 

Mısır’ın başkenti Kahire’den sonra en büyük ve en ilginç kenti İskenderiye’nin tarihi MÖ 332 yılına kadar gider. Şehri kuran ve ismini veren Makedonyalı Büyük İskender’dir.

Bu gün Mısır’ın turizm açısından da önemli bir kenti olan İskenderiye, amatör dalgıçların ilgi alanına yıllar öncesinden girmişti. Limana 10 metre mesafede ki derinlikte granit taştan sfenks heykeller ve binlerce mermer sütundan haberdardılar; ama bu ilginç keşiflerinin, 1962 yılında arkeologlar ile birlikte yapılan dalışlardan sonra; bu kalıntıların 3 kattan oluşan 140 metre yüksekliğe sahip, 30 km uzaktan ışığının göründüğü (aynı zamanda bir kale gibi koruma amaçlı yapıldığı) bir antik dünya harikası İskenderiye Feneri (Pharos Kulesi) olduğu anlaşılır. Üç kattan oluşan fenerin 3. katı silindir şeklinde ve üstünde koni bir çatı bulunmakta,  bu çatı üzerinde bulunan Zeus heykeli de, Firavunlar ülkesinin başında bulunan Ptolemeler’in Makedonya hanedanından geldiğini göstermekteydi.

İskenderiye Feneri’nin yanında bir başka değerli yapı, Büyük İskender’in ölümü ve İmparatorluğun dağılmasından sonra İskender’in komutanının oğullarından biri 1.Ptolemaios’un yaptırdığı Müze ve onun en önemli parçası İskenderiye Kütüphanesidir. 150 bin el yazması kitabın olduğu kütüphane müdürünün, dünyada bulabildiği tüm kitapları satın alma yetkisi vardı. Bunun yanında yurt dışına yollanan memurlar önemli gördükleri kitapları toplayıp ülkeye getirirlerdi. Böylece dünyada dağınık vaziyette olan tüm kitaplar bir merkezde toplanmış olurdu. Ayrıca Mısır’a sokulan tüm kitaplar kütüphaneye getirilmek zorundaydı. Gelen kitabın bir kopyası çıkarılıp sahibine verilir, kitabın aslı kütüphaneye bırakılırdı. Kütüphanenin de bulunduğu bu müze içinde botanik bahçesi, anatomi yapılabilen bir ünite, fizik-tıp-astronomi-kimya-matematik-felsefe-edebiyat ve fizyoloji bilgileri için araştırma evleri mevcutmuş.

Sanat, edebiyat ve bilim için ne görkemli yıllarmış diye hayal kurup gıpta etmemek mümkün mü? Bütün güzel şeyler ve uygarlıklar gibi çeşitli rivayetler nedeniyle(savaş-deprem) kütüphane yıkılıp yok olmuş.

Bizim bugün ziyaret ettiğimiz kütüphane binası 2002 yılında bitirilen, 7 yılda inşa edilmiş, Ağa Han Mimarlık ödülü almış modern binaydı. Kütüphane binasında konferans salonu, 3 müze, 4 sanat galerisi, bir plenetaryum ve bir el yazısı restorasyon laboratuarı olduğu bilgisini alıyoruz. Eski İskenderiye Kütüphanesi çekim alanı oluşturmaya bugün de devam etmekte, bu nedenle pek çok ülke kitap koleksiyonları hediye etmiş, 8 milyon ciltlik zenginliğe ulaşmasına katkıda bulunmuşlar.

Bir dönem uygarlık merkezi olan bu toprakların, uygarlık ve çağdaş yaşamdan kopuk otoriter, dinci bir yönetimle altında yoksul bir ülke olması ne ironidir.

İskenderiye Kahire’den 220km uzaklıkta olması ile günü birlik turlara uygun bir mesafede bulunmakta.

1517 yılında Yavuz Sultan Selim Mısır’ı Osmanlı topraklarına katmış. İskenderiye Feneri’nin bugünkü yerinde Memlük Sultanı Kayıtbay’ın 1404 yılında yaptırdığı Kayıtbay Kalesi bulunmakta. Kale içinde, günümüzde bir cami ve denizcilik müzesi var. 1836 yılında Mehmet Ali Paşa için inşa edilmiş 365 odalı Res-el Tin Sarayı, günümüzde Kral Faruk’un Selamlık yazlık sarayı diye anılıyor ve otel olarak işletiliyor. Sarayın bahçesi halka açık. İskenderiye’nin Akdeniz’e kilometrelerce kıyısı olmasına rağmen sahillerinde yüzene rastlamak zor ama oturabileceğiniz çay bahçeleri pek çok. Kent merkezine giden yol üzerinde bulunan Abdul Ahmet Camisi ve Yunan Roma Müzesi de meraklılarını beklemekte.

İskenderiye şehir merkezi Midan Saad Zaghul Meydanı, Kraliçe Klopatra zamanında dikilen iki dikilitaş(Klopatra’nın incileri) ile ünlüydü. Bu dikili taşlardan biri Londra, diğeri NewYork’ta sergilenmekte. Biz gezginlere de meydandaki kafelerden birine oturup hayal kurmak ve gezi notlarımızı yazmak kalıyor.

serefpinarci@hotmail.com

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…