NİKARAGUA…Somoza’dan Ortega’ya – Volkan tepelerinden sıcak sahillere

Orta Amerika’nın coğrafi olarak en büyük ülkesinde en büyük tatlı su gölü de bulunmakta. Nikaragua doğal olarak diğer Latin ve Orta Amerika ülkelerin benzer tarihi geçmişine sahip. İspanyol’lar tarafından sömürgeleştirilip, Hıristiyanlaştırılıp asimile edilmişler. 1821’de İspanyol’lara karşı bağımsızlık elde edilse de Amerika Birleşik Devletleri arka bahçesi olarak gördüğü ülkeyi defalarca işgal etmiş. Ülkede 1937 yılında seçimle işbaşına gelen Somoza ailesinin 42 yıllık diktatörlük rejimi yaşanmış. Nikaragua, 1972 yılında yaşadığı büyük deprem sonrası yapılan parasal yardımların Somoza diktatörü tarafından zimmetine geçirmesine karşı tepki ve sokak gösterileri başlamış, bu ayaklanmaları yöneten Sandinista örgüt lideri Daniel Ortega, iktidarı 1979 yılında ele geçirmiş. Bir yıl sonra 1990’da seçim yoluyla Ulusal Muhalefet Birliği Partisi iktidarı Sandinista’lar dan almış.

Pasifik kıyısına yakın, denizden 32 metre yükseklikte, 160 km uzunluğunda ülkenin en büyüğü Nikaragua Gölü Karaip denizine kadar uzanan ve Kostarika sınırını çizen San Juan nehrini besler. Pasifik kıyısı doğusunda 20 kadarı hala püsküren volkanik tepeleri ve bunların zirvelerinde de ilginç krater gölleri; görmeyi, keşfetmeyi, fotoğraflanmayı beklemekteler. Ülke volkanik yapısından da anlaşılacağı gibi deprem kuşağında, biri 1931 diğeri 1972 yılında meydana gelen deprem ile başkent yerle bir olmuş.

Dört milyon nüfusun çoğunluğu Avrupa ve Amerikalı yerlilerin karışımı melezlerden oluşmakla birlikte, Karayip kıyısında hala kabile halinde yaşayan Mosquito yerlileri ile İngilizlerin Afrika’dan köle olarak getirdikleri Jamaika soyundan gelen yerliler yaşamakta.

Granada bölgesi, Nikaragua Gölü kenarında 1524’te kurulmuş, tarihi açıdan önemli bir merkez. Takma ismini yanında bulunduğu gölden alarak “Büyük Gölün Büyük Sultanı”yım der. Granada şehrine hakim olmak için, İngiliz, Fransız ve Almanların arasında sayısız çarpışmalar yaşanmış.

İkinci büyük şehri Leon 1813 yılında, Momotobo Volkanik dağının 1610 yılında lavları altında kalarak terk edilmesinden sonra, 20 km uzağında yeniden kurulmuş. Pasifik kıyısına 18 km mesafede yeniden kurulan Leon Nikaragua’nın Üniversite ve entelektüel şehri olmuş,  2000 yılında da Unesco Dünya Mirası koruması altına alınmış.

Leon olsun Granada olsun yakınlarında bulunan Nikaragua Gölü içinde 31 km uzunluğunda, 5 km genişliğinde kum saati şeklinde ki Ometepe adası üzerinde yükselen Conception & Maderas volkanik dağları da en az onlar kadar gezginlerin ilgi odağı olmayı hak ediyor.

OMETEPE

Kosta Rica’dan dört saatlik otobüs yolculuğu ile Volkanik dağları ile meşhur adası Ometepe adasına en yakın yerleşim yeri Rivas’a ulaşıyorum. Yolculuğumun en kötü konaklamasını hava kararması nedeniyle burada yapmak zorunda kalıyorum. Sabah bindiğim tuk tuk(bisikletli-motorsuz) ile iskeleye, feribota ulaşıyor, sisler içindeki aktif volkan Concepsion’a doğru yol alıyorum. Gün içinde Concepcition Volkan dağını seyrederek sıcak gölde yüzüyor, dünkü yol yorgunluğu ve geçirdiğim kötü geceyi içtiğim Tona ve Victoria yerli biraları ile unutuyorum. Akşama doğru doğal rezerv olarak ayrılan bölgeye tek başıma(beni takip eden renkli gagalı kuşlar ve maymunları saymazsak) patika yolu takip ederek giriyorum. Buruna ulaşınca buradan her iki Volkanik dağı fotoğraflıyabiliyorum. Fakat dönüş yolunu karıştırıyorum. Havanın kararmakta olması bir an panik olmama neden oluyor. Geceyi ormanda soğukta, karanlıkta geçirme riskini, korkusunu atmak üzere kendime “sakin ol yoksa geceyi burada geçirirsin”diyorum ve geliş yolumu bulmaya konsantre oluyorum. Az sonra yolumu hava kararmak üzereyken buluyorum. Bu yaşadığım kısa kaybolma korkusu Ada’yı ve Conception Volkanı’nı unutulmaz kılacak gezi anılarım arasında. Gece otelime karanlıkta ulaşıyorum. Norveçli yaşlı çift ile küçük yerleşim yerinin açık tek lokantasında birlikte yemek yerken yaşadıklarımı paylaşıyorum; “kötü sonuçlanmamış bir macera yaşamışsın” sözlerine bende tebessümle katılıyorum.

MANAGUA

Leon ve Granada şehirleri arasında hep bir rekabet yaşanmış başkent olmak için ama 1824 yılından beri başkentlik ünvanını, 1,8 milyonluk nüfusuyla Managua iki şehrede kaptırmamış. Managua başta kahve, mısır olmak üzere diğer tarımsal ürünlerin yanında, bira, kahve, tekstil ve ayakkabı gibi ürünlerin ihracı üzerine kurulu bir ticaret merkezi.

Gezmeye zaman ayıramadığım başkent Managua şehrinde Plaza de Revolucion(Devrim Meydanı) çevresinde Santiago Katedrali, Ruben Dario Ulusal Tiyatrosu,  Ulusal Kültür Sarayı, Devrim Meydanından Ulusal Park’a giden yolu pek çok tarihi bina ve tarihsel kahramanların heykelleri süslemekte. Eski Managua Katedrali, Ruben Dario Ulusal Tiyatrosu, Tiscapa Ulusal Doğal Hayat Rezervi gibi dikkate değer bina ve kültür merkezlerinden de söz edilebilir.

Avrupa kültüründen derinden etkilenen Nikaragua kültürü folklor, müzik ve din motiflidir. İspanyol koloni dönemi etkilerini taşıyan diğer Latin ülkeleri gibi benzerlikler vardır kültür birikiminde. Geleneksel Nikaragua çalgısı Marimba’ya keman, mandolin benzeri bir alet ve gitar eşlik eder. Mayıs ayında kutlanan dans ve müzik festivali Palo de Mayo gününe denk gelirseniz rengarenk giysiler içindeki yerli mestizo’ların dans ve müziklerine, karayip denizinin sıcak esintili akşamlarına bırakıveriniz kendinizi.

GRANADA

Nikaragua, Concepton Adasından güzel anlar, çekilen nefis Volkan manzaralı fotoğraflar ile ayrıldım. Unesco’nun koruması altında olan şirin şehri Granada yolundayım. Otobüsten sonra yol ayrımında bindiğim tuk tuk(motorsikletli taşıma aracı) ile şehre girdim. Şehir şirin mezarlığı ile karşıladı. 1524 yılında kurulmuş Granada’nın Arnavut taşlı, bakımlı sokaklarından geçerek hostelime ulaştım.

Nikaragua Gölünün dün ortasındaki Ometepe adasındaydım bu gün batı kıyısında bütün binaları elden geçirilmiş Granada’dayım. Şehir merkezinde bulunan parkın köşesinde Katedralle başladığım turuma kuzeyde 1821 yılında bağımsızlık adına hayatını kaybedenler anısına yapılan Bağımsızlık Meydanı ve Obelisk ziyareti ile devam ediyorum.

Granada’nın 1539’dan kalma barok tarzlı en güzel kilisesi Iglesia de la Merced’in kulesine çıkarak ufukta görünen gölden karaya doğru uzanan şehri çok şık gösteren kiremit çatılı binalarını ve düzenli sokaklarını fotoğraflamaya doyamadım. Bu “şubat sıcağında” sokakların gölgelerini takip ederek şehir mezarlığına ulaşıyorum. Girişte seyyar satıcıdan aldığım soğuk meyve suyu ile kendime geliyorum. Açık hava heykel müzesi görünümündeki mezarlığın sokaklarını dolaşıp fotoğraflıyorum. Bir taksi ile meydana Parque Central’a kendimi atıyorum. Yorgunluk ve sıcaktan bunaltımı ısmarladığım bir litrelik Leon birası ile kafelerin birinde gidermeye çalışıyorum. Bir taraftan da internet yoluyla Türkiye’de kışın soğunu yaşamakta olan dostlarıma sıcak ve taze izlenimlerimi aktarıyorum.

LEON

Granada’dan Leon’a geçerken otobüsün zorunlu olarak başkent Managua’ya erken saatte uğramasını fırsat bilip bu kirli-kalabalık şehri birkaç saatte olsa gezmenin iyi fikir olduğunu aklımdan geçirdim. Ama sabahın yedisinde bile sokakların kirli, karanlık kalabalık ile dolu olduğunu görünce camında Leon yazan ilk otobüse atlamam bir oldu. Kendisine ait olan otobüsünün şoförlüğünü de yapan Kaliforniyalı Peter ile sohbet ederek yol aldım.

1857 yılında başkentliği Managua’ya kaptırsa da, 1524 yılında kuruluşundan bu yana koloniyel tarihin bütün önemli özelliklerini; sanatın, inancın, devrim tarihinin izlerini taşımakta,  Granada ile birlikte Nikaragua’nın övüncü ve turizmin merkezi olmayı günümüzde de sürdürmekte. Ülkenin ilk üniversitesi Autonoma de Nikaragua 1912 yılında burada kurulmuş, günümüzde de öğrenci-üniversite şehri rolünü sürdürmekte. Belki bu nedenle de devrim yıllarında Somoza’ya karşı en büyük karşı koyuş-örgütlenme de burada oluşmuş ve hala da Sandinista’ların kalbi-merkezi olarak kabul edilmekte.

Arnavut taşlı sokaklarında bulunan koloniyel tarzlı binaların bakımsızlığı 140 bin nüfuslu eski başkent Leon’un devrinin geçtiğini ya da yeterince para ayrılmadığını gösteriyor. Bu izlenimimi Leon Katedrali, Recoleccion, El Calvario, La Merced ve San Juan Kilisesinin bakımsızlığı da destekliyor. Leon şehri kendisine bakmayan, özen göstermeyen bir kadına benziyor. Küçük bir eski ilkokul binası müze yapılmış: Kahramanlar Müzesi. Ünlü şairleri Ruben Dario için de bir müze yapmışlar. Ama ne fayda; ne kahramanlar müzesi çağdaş anlamda müze ne de Ruben Dario binası. Ruben Dario müzesi de maalesef kapalı.

Volkan Momotombo 1610 yılında Leon’u lavlarıyla ve ardından gelen depremle yutulunca şehir 20km ilerde şimdiki yerine kurulur yeniden. Leon civarında Momotombo dâhil aktif olan beş yanardağ daha var(Telica-San Cristobal-Cosiguina-Cerro Negro).Bunlardan Volkan Cerro Negro’ya tırmanmak için rezervasyon yaptırıyorum.

İki saat kadar süren patika yolla ulaştığımız dağın eteklerinden başladığımız tırmanışa, yanımızda getirdiğimiz boarding tahtalarıyla ulaştık zirveye. 19 yıldır lav püskürtmeyen ama halen aktif kabul edilen Volkan Cerro Negro’nun en dik yüzeyinin tepesinden karda kayar gibi boardlarla kurumuş toz lavlar üzerinden sandbording yaparak, adrenalin salgılayarak indik dağın eteklerine. Aşağıda karşılaştığımız Fransız guruptan birinin bisikletiyle 218km hızla bu dağdan inerek Guiness rekoru kırdığını öğreniyoruz.

Pasifik Okyanusu kıyısına 20km mesafede günübirlik geziye, ama tadını almak içinse en az bir gece konaklamaya, uzun, sakin sahillerinde yüzmeye müsait Poneloya ve Las Penitas Playa konuklarını beklemekte.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…