21.01.2007 

Pucon

ŞİLİ-PUCON

GÜNEY YARIM KÜREDE BİR YAŞANASI CENNET

Güney yarım kürede bulunan Şili’nin başkenti Santiago’nun daha da güneyinde ve Patagonya bölgesine giden yolun üzerinde şirin bir şehir. Bu seyirlik yolda, otobüste yan koltuğumda 10 yaşında iki ablasıyla büyük annelerinin evine giden Paul ile sohbet ediyoruz. Bu sohbetten ziyade onun bana İspanyolcayı öğretmesi şeklinde geçiyor. Eğlenerek yol alıyoruz. Yeşillikler arasından Pucon merkezde bulunan küçük otogarında iniyoruz. Yol arkadaşım, güler yüzlü, sabırlı, küçük İspanyol’ca öğretmenim ve ablalarına iyi yaz tatilleri dileyerek kalacağım yere gitmek üzere bir taksiye biniyorum. Bahçe içinde iki katlı ahşap Hostel odasında yer bulup yerleşiyorum. Odam,  tepesindeki karın hiç erimediği eski yanardağa bakıyor. Hızlı bir yerleşimden sonra dışarı atıyorum kendimi.

Krater göllerinin dağlar arasında gizlenmiş güzelliklerine bisiklet yollarından gidilebilecek kadar güvenli, temiz ve yeşil bir bölgedeyim. Lise yıllarımda üzerinden hiç inmediğim bisikletli günlerimi özlemişim, kiraladığım bisiklet ile çıktım yola.

Geniş,  bahçe içinde evleri, yüksek olmayan çarşı ve mağazaları, evet tüm binalar güney yamaçta yükselen karlı tepelerin sunduğu nefis görselliğe sahipler.

Ormanlık alan içinden giden bisiklet yoluyla ulaştığım şelale ve göller bölgesinde verdiğim mola ile bende gölde yüzenlere katıldım ve tekrar enerjimi doldurdum.

Ertesi gün zirvesi karla kaplı yanardağ tırmanışımı, rafting mi seçeneklerini düşünüp,

Daha yolun başında fıtık hastalığımı azdırmamak adına bu seçeneklerden vazgeçip bisiklete binerek günü geçirmeye karar veriyorum. Yeşillikler ve göller arasından geçerek yerlilerin hala yaşadıkları bölge diye söz eden kitabımın tarifini takip ederek geldiğim yerde üç beş ev ve çevresinde oyun oynayan çocuklarla karşılaşıyorum. Onlarla bildiğim İspanyolca sözcüklerle sohbete giriyorum. Havaalanında Şili’ye sokmama izin verilen Şam fıstığı ve bademi çocuklarla paylaşıyorum. Onlarda kırk yıllık ağabeyleriymişim gibi benim yanımda rahatlar ve biz nasıl olduğunu anlamadan şarkı söylemeye başladığımızı fark ediyorum, içlerinden fındık kurdu tiplisi bana hem şarkı söylüyor hem de dans ederek bütün maharetini sergiliyor. Ben de bu anı kameraya çekiyorum. Şili’nin Patagonya bölgesinin bir kırsalında(Pucon kırsalı) , dağın eteğinde yeşillikler içinde altı yedi gençle şarkı söyler gülerken zaman duruyor. Belgesel bir filmin içindeyim. Genç arkadaşlarımdan üzülerek ama yüzümüzde tebessümle ayrıldık, çantamda bulunan bütün çerezimi onlara verdim. Şehre dönüyorum geçirdiğim bu güzel saatlerden sonra çarşı pazar dolaşmaktayım.

Marketleri severim, günlük hayatlarını yaşamakta olan kasaba sakinlerini gözlemek hoşuma gider buralarda. Rafların dizilişi, farklı ürünleri incelemek, satıcıların giyim ve davranışları, farklı-ilginç şeylere rastlamak, bulmak eğlencelidir.

Zengin şarap ve içki raflarına, etiket ve şişelere bakmaktayım. Zihnim bulandı bir an. Etikette Türkçe bir yazı okumaktayım, iyi de bu kadar da olmaz ki. Arzu ettiğim bir şeyin hayalini görmekteyim sanki. Rafta sıralı duran kiloluk şişelerde büyük büyük kocaman YENİ RAKI

Etiketini okumaktayım. Hiç ummadığım bir arkadaşımla karşılaşsam bu kadar şaşırır ve sevinebilirdim. Hemen bir sepet alarak içine yatırdım. Şarküteri reyonuna geçerek Rakı yanına et, salata malzemeleri alarak nefes kesen dağ manzaralı hostelime gelip akşam yemeğimi yapmaya koyuldum. Bir taraftan doldurduğum rakımdan bir duble içmekteyim; etiketi dikkatlice okuyorum Şili’li bir şirket ithal etmiş. Kim içer Rakı’yı buralarda. Bu sorunun cevabını bir ay sonra Arjantin’de tanıştığım Şil’ili bir aileden öğreneceğim. Şili genelinde ve özellikle Pucon civarında pek çok Orta-Doğu’lu göçmen yaşamakta ve onlar Rakı talep etmektelermiş. Bu akşam güney yarım kürede İstanbul’dan tamamen farklı mevsim ve zaman diliminde olduğumu bilerek, pırıl pırıl bir gökyüzünde parıldayan yıldızların altında, pişirdiğim bonfile ve salatadan oluşan yemeğime eşlik eden Rakı’m ile kadeh kaldırmaktayım; tüm dostlarıma buradan ŞEREFE diye seslenmekteyim. Az sonra bahçenin öbür köşesinde oturan diğer gezginlere katıldım. Ama bu sürprizden kimseye bahsetmedim, ilk size açıyorum bu konuyu, siz anlarsınız beni Rakı severler. Brezilya’lı genç bir öğretim görevlisi ile odayı paylaşmaktayım. Yarın onunla yüzmeye gideceğiz. Brezilya’ya ulaştığımda (bir ay kadar sonra Brezilya’da olacağım) yaşadığı şehir Recif’e uğramayı umarak adres ve telefonunu alıyorum.  Telefonla ulaşamadığım için görüşemeyeceğiz maalesef.

İki gün doğanın içinde, uygarlığın ve güler yüzlü insanların arasında, güzel sürprizler yaşadıktan sonra güneye daha güneye Patagonya’nın içlerine doğru yol almaktayım otobüs ile. Pucon’dan satın aldığım gemi yolculuğuna Puerto Mont kasabasında başlayacağım.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…