SANTİAGO

G.Amerika’ya gelişimde transit geçtiğim başkent Santiago’yu şimdi rahat rahat gezeceğim. San Pedro De Atacama’dan başladığım 30 saatlik otobüs yolculuğumda bol bol rehber kitabımı okuyarak nerede kalacağım, nereleri gezeceğim, neler yiyeceğim hakkında epeyi bilgi sahibi oldum. Öncelikle kendimi merkezde seçtiğim Hostel’e attım. Kısa bir dinlenme ardından şehrin kalbine,  geniş temiz kaldırımlardan, gösterişli taş binalar önünden geçerek, genç-temiz giyimli insanlar arasından yürüyerek ulaştım. Caddeler müzik yapan insanları seyreden, seyretmekle kalmayıp hep birlikte söyleyen neşeli kalabalık, sokaklara taşan kafelerin masalarında sohbet edenlerle, yani yazın tadını çıkartan anakent sakinleri ile dolu. Santiago, metrosu, geniş kaldırımları, bakımlı taş binaları, trafiğinin akışı ve sürücülerin kurallara uyumu ile uygar bir başkentte olduğumuzu her ayrıntısında göstermekte. Başkanlık Sarayı(La Moneda) binası önünden geçerken Allende’ye bir selam verdim. İspanyolca Plaza de Arms denen şehir merkezinde ki geniş meydanda Katedral, San Francisco Kilisesi,  bulunmakta. Meydanda ki Adalet Sarayı önünde bulunan Salvador Allende’nin heykeli önünde bir fotoğraf çektiriyorum. Koloni öncesi yerli sanatlarının sergilendiği müzeyi geziyorum.

Modern yüksek binalarla etrafı sarılmış Santa Lusia parkına tırmanıyorum. Yeşillikler arasındaki patikadan tepeye tırmanarak, kuş bakışı fotoğrafları çekiyorum Santiago’nun. Yarın gezmeyi düşündüğüm arkasında And dağının yükseldiği, içinde hayvanat bahçesinin de bulunduğu, finiküler ile çıkılan San Cristobaltepesinin fotoğrafını çekerek otelime dönüyorum. Şili gecesini yaşamak üzere biraz dinlenmem gerek.

Ertesi gün tepesinde küçük bir kilise ve İsa heykelinin olduğu San Cristobal tepesi Metropoliten parkına giden yolda Santiago Üniversitesi dolayısıyla kalabalık genç bir nüfus

sokaklarda gençlere ve turistlere yönelik kafeler ve lokantalar…aaaaa  bir tabela “İstanbul Restaurant” menü : rakı,sarma,piyaz,şiş kebap,pide çeşitleri…..içeri dalıyorum.Merhaba ben İstanbul’dan geldim. Şilili karısıyla İstanbul’da ki lokantalarını kapatarak burada İstanbul Restaurant’ı açmışlar. İçerde Atatürk resmi ve İstanbul ile ilgili fotoğraflar var. San Cristobal tepesi gezisinden sonra uğramak ve sohbet etmek üzere ayrılıyorum. Başkenttin en yüksek tepesinde bulunuyorum. Tepede bulunan postaneden bir kartpostal yolluyorum İstanbul’a. İsa heykeli ile bir poz çektirip, şehrin kuşbakışı fotoğraflarını çekerek arşivliyorum. Bu esnada bir ses duyuyorum “pat”diye. Gayri ihtiyarı sesin geldiği tarafa dönüyorum bakıyorum; gözlerime inanamıyorum yerde pasaportum uzanmış güneşleniyor. Bütün değerli eşyalarımı (pasaport, kredi kartı, nakit para)taşıdığım belimdeki fermuarlı kese çantamın açık kalan ağzından düşmüş pasaportum. Güneşli yaz sıcağında bir anda soğuk ter attım. Gezimin ilk haftasında yaşadığım bu olayın iyi sonucuna sevinirken, bundan sonra çok çok daha dikkatli olacağım. Sonrasında finikülerle çıktığım yolu patika yoldan yaya olarak inmeye başladım. İstanbul Lokantası’nda mola verip soğuk bira ısmarladım. İşletici bayanla Türkçe sohbetimize yan masadaki yaşlı Amerikalı çiftte katıldı. Biri Boğaziçi Üniversitesinde diğeri Robert Kolej’de öğretmenlik yapmış çift ile Türkiye ve gezginlik üzerine sohbet ettik. Masalarında ki Türk usulü yapılan sarma ikramlarından tadarak sohbetimize devam ettik. Sohbet güzel sarma kötüydü.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…