Soğukçeşme Sokağı – Çelik Gülersoy Vakfı

Topkapı Sarayı’na giden yolda Saray’ın en dış kapısı Bab-ı Humayun’dan girmeden önce sola giren dar sokağın adıdır Soğukçeşme Sokağı. Burada Topkapı Sarayı dış duvarına sırtını vermiş bir dizi ahşap ev vardır. İşte bu şirin evlerden biri 1980′den sonra İstanbul’la ilgili her türlü kitap, gravür, basılı ürünü içinde ilgilenen, araştırıcıların kullanımına sunan İstanbul Kitaplığı’na dönüştürülmüş, Çelik Gülersoy’un inanılmaz çabalarıyla.

1987 yılında yayınlanan Turing dergisinde Soğukçeşme Sokağının kuruluş hikayesini Çelik Gülersoy kaleminden dinleyelim.

Topkapı sarayına giden turistlerin, Sarayın en dış kapısı olan Bab-ı Humayun’dan girmeden önce, bir meydanlıkta, iki şey dikkatlerini çeker. Birincisi, sağ tarafta yer almış olan, anıtsal bir meydan çeşmesidir. Geniş kurşun çatısı ve üzerinde biri merkezi ve büyük, öbürleri dört köşesinde ve daha küçük olmak üzere 5 kubbe taşıyan, 4 yüzü fayanslarla ve işlemeli mermerlerle süslü bu muazzam çeşme, çağımızda şehrin isi-pası ile ne kadar kararmış olsa da, yine de çok göz alıcı bir eserdir. Seyredenin üzerinde değişik bir izlenim bırakır: Tabiat sever bir insan için bu belki, üzeri çok süslü kocaman bir mantara benziyordur. Sanatsever bir gezgin ise, bu çeşmede, altınlı-gümüşlü bir minyatür bir Çin sarayı ihtişamı görebilir.

Saray girişinin sol tarafında ise, Ayasofya’nın yüksek dayanak duvarlarından sonra, yine anıtsal bir barok cami kapısı ile, ondan içeriye doğru uzanan eski bir sokak, dikkatleri çeker. Anıtsal barok yapı, Ayasofya’nın eski asıl girişiydi. Mabedin bugünkü girişinin bulunduğu batı cephesi, Osmanlı Döneminde, 19. yüzyıl son çeyreğine kadar, ahşap evlerle kaplı bulnduğundan, Caminin anıtsal girişi, Topkapı Sarayı’na bakan bu doğu cephesi köşesinde bulunuyordu. Nitekim yüzyıllar boyunca yabancı ressamlar ve gezginler, önemli anıt-bina Ayasofya’nın, bu güzel giriş kapısının resmini,  desenini yaptıkları ve fotoğraflarını çektikleri için, yanındaki ilginç sokağın ilk evleri de bu vesile ile görüntüye girme şansına kavuşmuşlar ve tarihe geçmişlerdir. Amam evlerin genel görünüşü ve mimarileri o kadar tatlıydı ki, anıtsal kapıyı resmeden fırçalar ve kalemler ve fotoğrafını çeken objektifler, sadece kapıyı görüntülemekle kalmamışlar, tuvalin içine ve merceğin kadranına, sağdaki evler dizisini de almadan edememişlerdir, bir anıt ile bu konutları, aynı bir medeniyet ve kültür bütünlüğünün, parçaları saymışlardır. Bu nokta, çok önemli. 1980′lerde çıkacak problemi bilemeden, bu ressamların ve fotoğrafçıların böyle bir tavır ortaya koymaları, çok anlamlı.

Sokağın ilginçliği, fiziksel konumundadır: Bütün evler, arkadaki saray duvarına yapışık olarak inşa edilmişlerdir. İçeriye doğru yüründüğü zaman farkedilir ki, başka bir çözüme imkan yoktur, yani yol epeyce dardır. Sol tarafta, Ayasofya’nın önce binası, sonra bahçesi yer alır, sağ taraftaki yüksek saray duvarının önüne de, bu dizi tarihi evler sıralanmıştır. İstanbu’lun btün özelliklerini taşıyan, bu cumbalı, kafesli, kimisi iki, kimisi üç katlı tipik evlerin son 15-20 yılını görenler, mutlu bir izlenim edinmiyorlar ve İstanbul’un fazla trafik geçmeyen bu sakin köşesinden, buruk ve acı bir duyguyla ayrılıyorlardı: Hepsi tahtadan yapılmış olan, bir zamanların bu eski, şirin ve romantik evleri, zamanla öylesine bozulmuşlar, hatta son birkaç yılda, tam çöküntü durumuna gelmişlerdi.

Yol boyunca biraz ilerleyince, yine sağ tarafta, önce küçük bir konak hamamı, ondan birkaç ev ötede ise, büyük bir Bizans Sarnıcı da yer alır. Yoldan yüksekliği 3 metre kadar, uzunluğu ise 16 metreyi bulan bu masif  Bizans yapısı, dışından epeyi bozulmuştu, üstünde ağaçlar bitmiş ve tek katlı beton barakalar yapılmıştı ama, içerisinde olağanüstü bir görünümü barındırmaktaydı. 6 adet masif taş sütunların taşıdığı tuğla kemerlerden oluşan, tam kazılınca içerde 10 metreyi bir derinliğe sahip, koca bir mekan. Yokuşun alt tarafına bakan giriş yerinde de, lll. Selim Dönemine ait mermer bir Türk çeşmesi yer alıyor. 1800 tarihli. Soküağa ismini veren varlık da bu çeşme.

Yukardaki bilgiler Soğukçeşme Sokağının geçmişini aydınlatıyor. Birde buranın bugünkü duruma getirilmesinde yaşanan bürokratik zorlukların hikayesi var ki evlere şenlik. Bedrettin Dalan’ın İstanbul Belediyesi Başkanı, Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olduğu dönemdi dersem hayal edebilirsiniz zorlukları. Çelik Gülersoy tüm bu engelleri aşmayı becermiş, yok olmaktaki örnek bir tarihi dokuyu-sokağı tekrar çekici hale getirmiş, Sultanahmet’te ki diğer binaların bu tarzda restore edilerek Kültürel Mirasımızın korunması bilinci yaratılmış. Burası hakkında daha fazla bilgi ilginizi çekiyorsa aşağıda kısa bilgisini bulacağınız Soğukçeşme Sokağındaki İstanbul Kitaplığı’na gelmelisiniz.

İSTANBUL KİTAPLIĞI
(Dünden Bugüne İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ’nden Çelik Gülersoy’un kaleme aldığı metin)

Ayasofya’nın arkasındaki Soğukçeşme Sokağı’nda bulunan, İstanbul’a ilişkin eserleri ve görsel malzemeyi toplamayı amaçlayan vakıf  kütüphane.
Soğukçeşme Sokağı 1986′da yenibaştan imar edilip, pansiyonlar dizisi halinde turizmin ve kültür yaşamını hizmetine sunulurken, bu yapıların en büyüğü olan bina, öbür harap ahşap evler gibi sökülerek, betondan olmak üzere yeniden inşa edilmiş dışarıdan üst katı ahşapla kaplanmış ve ilk özgün dış görünümü tekrar verilerek, içerisine de Çelik Gürsoy’un 40 yılda topladığı kolleksiyonu yerleştirilip, kitaplık kurulmuştur.
Arsa, dizi binaların maliki Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (TTOK) tarafından bedelsiz verilmiş ve iç döşemesine en büyük katkı, Semiha Şakir tarafından sağlanmıştır. 1990′da hizmete açılan kitaplık, “Çelik Gülersoy Vakfı” adı verilen kuruluşun mülküyetine bağlanmış ve yönetimi, kurucusunun vefatından sonra, kendisi tarafından tayin edilecek 3 isim ile TTOK’nin, İstanbul Belediyesi’nin, İstanbul Üniversitesinin ve Topkapı Sarayı Müdürlüğü’nün belirleyeceği birer temsilciden oluşan kurula bırakılmıştır.
İlk yapılışı tapu kayıtlarına göre 18.yy’a tarihlenen binanın, bodrum ve zemin katları, dışarıdan serpme sıva ile daha yüksek tavanlı üst katı ise, ahşapla kaplıdır. Bodrum depolara ayrılmıştır. Zemin katta sağ odaya yönetim ve kartoteks yerleştirilmiş, soldaki uzun mekan, okuma salonu haline getirilerek, edebiyat, şehircilik ve degiler bölümleri buraya yerleştirilmiştir.
Üst kat, daha temsili bir döşeme ile, kabul salonları, konferans ve konser mekanları olarak kullanıldığı gibi, kitaplığın diğer bölümleri de buraya yerleştirilmiştir. Kitaplıktaki eserler türlerine göre 13 ana başlıkta toplanmıştır.
1. Roma ve Bizans
2.Osmanlı Tarihi
3. Etüdler (İstanbul’u sistematik olarak bütünüyle inceleyen eserler, İstanbul’la ilgili bir konuyu inceleyen eserler, İstanbul’un bir tek semtini veya bir yapısını inceleyen eserler)
4. Seyahatnameler
5. Sefaretnameler
6. Hatıralar
7. Güzel Sanatlar (resim, herkel, mimarlık ve geleneksel el sanatları)
8. Biyografiler (İstanbul’la ilgili şahsiyetler ve onların diğer eserleri)
9. Türkiye Hakkında Genel Kitaplar (İstanbul bölümü varsa)
10. Türkiye Rehberleri
11. İstanbul Rehberleri
12. Gravür ve Fotoğraf Albümleri
13. Başvuru Kitapları’dır (sözlükler ve ansiklopediler)
Aynı kattaki küçük odada, kurucunun yaşamından sahneleri ve onlara paralel olarak, İstanbul’un kendisi ile ilgili semtlerindeki çarpıcı görünüm değişikliklerini sergileyen belge fotograflarla bir duvar dekore edildiği gibi, verilen çeşitli ödüller de buraya yerleştirilmiştir.
Kitaplık tasnifinde, her esre, bir özel numara verilmek suretiyle, genel mevcut,ancak bu ayrı ayrı bölümlerin ulaştığı son sayıların toplanmasıyla bulunacak şekilde, özel bir sisten uygulanmış ve bununla aranan bir eserin kolayca bulunması amaçlanmıştır. İlk mevcudun Kataloğu, bu sınıflandırmayla ve İstanbul Kitaplığı-Katalog(İst. 1988) adıyla bastırılıp, ilgili kuruluşlara gönderilmiş, ayrıca İstanbul üzerine bir bibliyografi kaynağı olarak satışa da sunulmuştur. Nisan 1994′te kitaplık, ilk kolleksiyonuna aradan geçen 4 yıl boyunca, kurucusu vakıf tarafından satın alınarak eklenmiş eski ve yeni yayınlarla beraber toplam 8.100 esere sahip bulunmaktadır.
Kitaplık görsel malzeme bakımından Türkiye’de bu konuda en zengin kolloksiyonlardan birine sahiptir. Gravürler, şehrin ilk fotoğrafları, renkli ve renksiz kartpostallar ve 1870′lerden sonraki fotoğraf malzemelerinden oluşan kolleksiyon, semtlere göre, yani topografik olarak tasniflidir. Hakkında fazla belge bulunan binalara, o semt içinde ayrı birer zarf açılmış durumdadır. Bu resim malzemesi, Nisan 1994′te tasnif ve alt yazı açıklamalarının işlenmesi aşamasında bulunuyordu.
Bu Soğukçeşme Sokağındaki evler butik oteller olarak işletilmeye başlandı Yeşil Ev ile birlikte. Sultanahmet’te Otel-Pansiyon işleticileri bu yerlerin her zaman dolu olmasını  görmeleriyle, bu bölgedeki pek çok binayı benzer şekilde restore ettirerek “Butik” otellere dönüştürdüler. Bu değişime ünlü Sultanahmet Hapishanesinin 5 yıldızlı otele dönüşmesi daha da hız verdi. Bu hız aynı şekilde günümüzde de devam ediyor(2010).

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…