ÜRDÜN

Lût Gölü-PETRA-AKABE-AMMAN

AMMAN

Bugünkü bağımsız Krallık yönetimine gelene kadar önce Arap-İslam Devleti, sonrasında Memluk ve Osmanlı yönetimine geçen bugünkü Ürdün yönetimi, 1921 yılından ikinci dünya savaşı sonunu kadar İngiliz mandasında kalmış. 1945′den sonra da bağımsız krallığa dönüşmüş.

Çölde sıcakta kesilen soluğunu, güneyde 23 kilometrelik Kızıl Deniz sahil şeridinde, Akabe şehrinde serinleten Ürdün, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, İsrail ve Batı Şeria ile sınırları olan bir Ortadoğu Arap ülkesi.

Beyrut’tan otobüs ile başladığım yola önce Şam’a, oradanda değiştirilen bir başka otobüs ile Ürdün’ün başkenti Amman’a ulaştık. Bu otobüs yolculuğumu diğer yurt dışı otobüs yolculuklarımıdan ayıran farkı; 2 Türk kızı ve yurt dışında yaşayan bir başka Türk gezgin ile yapıyor olmamdı. Hep birlikte Cliff Otel’e gitmek üzere taksi tuttuk. Türk gezgin Ülkü ile birlikte Cliff Otelin damında, dolunay ve yıldızların altında, Kurban Bayramının gece geç saatlere kadar camilerden gelen kuran seslerinin birbirine giren uğultusu altında, yaşadığım uyuma deneyimini çok ama çok sevdim.

Lût Gölü

Amman’da konaklamak, başkent çevresinde günü birlik yapılabilen eski şehir kalıntıları ziyaretleri yanında Lut Gölü ziyaretine de olanak tanımakta. Lut Gölü’nün(Ölü Deniz) derinliği 376 metre olmasına rağmen deniz seviyesinden 422 metre aşağısındadır. Bu nedenle derinliği değil ama deniz seviyesinden bu kadar aşşağıda olmasıyla dünyada tektir. %33 tuzluluk oranıyla da Afrika’daki Assal Gölü’nden(%35) sonra dünyanın en tuzlu gölüdür. Lut Gölü’ne bir saat süren yolculuğa şehir merkezinden binilen otobüslerle gidilebiliyor. Kaldırma gücünün fazlalığı nedeniyle yüzmek yerçekiminin azaldığı bir ortamda olma hissi veriyor. Göle, kıyısından kayaya benzeyen formlara basarak girme girişimimiz şaşkınlığımıza neden oldu. Kaya gibi görünen formlar tamamen yumuşak çamur, bir bataklığın içindeymiş gibi ayağımız içine gömülüyor. Ayağımızın bu gömülmesini önleyen en iyi şey suyun içine tamamen girerek Lut Gölü’nün kaldırma gücüne kendimizi bırakmak. Göle girmek isteyenlerin sakal tıraşı ve benzer kıl temizliği yaparak gitmemeleri tuzun yakıcılığından dolayı öneriliyor. Bu öneriyi okumadan sakal traşı olmaktan dolayı suratımda tuzun yanık acısını bizzat yaşadım. Ayrıca başınızı suya sokmamak ve suyun dudaklarınıza bile değmemesini sağlamaya çalışmak en iyisi. İçindeki tuz ve diğer kimyasal maddelerin çirkin tadı dudaklarımıza değmesiyle bile büyük rahatsızlık yaşatıyor. Bu kısa yüzme deneyimini bir daha Lut Gölü’nde denemek isteyeceğimi sanmıyorum.

PETRA

Lut Gölü gezisinden sonraki gün Aman’dan 3 saat süren Petra yoluna düştük. Dünyanın 7 harikasından biri olan Petra Antik kentindeyim. Konaklama için sayısız otel var. Ama pek çok otel dolu. Kasım ayındayız ama hava güneşli ve sıcak. Petra antik şehri girişinin 50 Dinar, yani 100TL olduğunu duyunca bu kadar da olmaz dedik. Neredeyse her yıl fiyatını arttırmaktalarmış. İlk günümüzde yerli insanlarla sohbet etmeye ve Petra’ya bir Bedevinin yardımıyla biletsiz girme olanağını araştırdık. Fillandiya’da yirmibeş yıldan beri yaşayan gezgin Türk Ülkü ile Petra’ya arkadan-biletsiz girme yolları araştırmaktayız. Alışveriş yaptığımız bir bakkalın yarın sabah bizi arabasıyla Petra yakınındaki Bedevi köyüne götüreceği sözünü aldık. Belki bir Bedevi bizi Petra’ya sokabilir. Sabah 7′de bakkalda buluşup bedevi köyüne gittik. Ama burada polis konrol noktası var. Petra vadisine girişimimiz buradan mümkün değil. Bizde Küçük Petra denen bölgeye doğru yürüyüşe başladık. Bir süre sonra sola dönerek Petra vadisine doğru yöneldik.

Bir kayanın tepesinde eşeğiyle oturan genç Bedevi gencinin yanına “merhaba” diyerek yaklaştık. Beş on dakika İngilizce ve bildiğimiz Arapça kelimeler yardımıyla bedevi gençten yardım sözünü alarak vadiye doğru yürüyüşe başladık, O önde eşşeğiyle bizde arkasında. Bir süre sonra turist guruplarının içine girdik. Petra’ya arkadan, biletsiz girme hedefimiz başarıyla yerine getirildi(mission completed). Bu başarı duygusuyla Petra gezimize başladık.

Petra MÖ 3000 yıllarında Nebatilerin kurduğu bir yerleşim merkezi. Deprem ve ekonomik nedenlerle gözden düştüğü MS 400 yılına kadar önemini sürdürmüş ve Nebatilerin başkentliğini yapmış. Petra’da kireç taşı oyularak yapılan tiyatro, tapınak, ev ve kral mezarlarına Roma döneminde yapılan amfitiyatro ilave edilmiş.1985 yılında UNESCO kültürel mirası listesine alınmış. 2007 yılında da Dünyanın 7 Harikasından biri olarak seçilmiş. Peru’daki İnka uygarlığının görkemli şehri Machu Pichu ile kardeş kent ilan edilmiş. Girişten vadi sonundaki Manastıra kadar yaklaşık 7-8 kilometrelik bir yol var. Buradan da kesme taşlardan oluşan yüzlerce basamak tırmanılarak Manastıra(Arapçası Ad-Deir)ulaşılabiliyor. Biz arkadan girdiğimiz için biletlilerin girip aynı yolu geri döndükleri parkur yerine, sondan başa doğru tek yönlü bir yürüyüş parkurunu takip ettik. Dönüş yolunda gezilen tiyatro ve Roma tören yolu, kayalara oyulmuş sayısız kral mezarlarından sonra dizlerimizde derman kalmadı. Petra’nın en yüksek tepesine en az bir saatlik tırmanış ile varılabilen Kurban Tepesi sırada bizi bekleyse de ben ve Ülkü’de o enerji kalmadığı için çıkamadık. Petra’yı hakkıyla gezebilmek için 3 günlük bir proğram öneriliyorsa da uzmanı olmadığımız, özel ilgi duymadığımız bir bölgeye 3 gün harcamak yerine ülkenin farklı yerlerini gezmeyi tercih ederek, hava kararmak üzereyken Petra vadisinin 2 kilometrelik giriş kanyonunu yorgun ama keyifli adımlarla terk ettik.

Yarın gezimizin son bölümü olacak Akabe şehrine, dinlence ve eğlence bölümüne yolculuk planımız var.

AKABE

Amman’dan 3 saat süren konforlu bir yolculuk ile, Osmanlının parçalanış döneminde hassas bir önem taşıyan bölgesine ulaştık. İzlediğim Arabistanlı Lawrance(Lawrance of Arabia)filminde İngiliz ajanın Arap şeyhlerini kandırarak uzun çöl yolunu atları üzerinde katettirerek ulaştığı Akabe kalesindeki Türk askerlerini katlettikleri görüntüleri capcanlı hayalimdeydi. Bu filmi izlemeyenler için Akabe; sadece Kızıl denizde sahili olan bir turistik kasaba ve dalış merkezi. Bendeki farklı duyguysa; Anadolu’dan giden ve geri dönemeyen Mehmetçiklerin katledilişlerine, kayboluşlarına kurgusal bir film ile şahit olan birinin duygusallığını taşıyarak bu şehre gelen bir Türk gezgin olmamdı.

O küçük kale sahilde. Ortada yüksek bir direkte sallanan Ürdün bayrağı yanında. Çevresinde canlı bir kalabalık yemek yiyip sahilde nargile keyfi yapmakta. Kaleyi ziyaret ederek vatanlarından uzakta ölen Mehmetçiklere selam verdik.

Ertesi gün Kızıl Denizde Gordon 1 ve Gordon 2 denilen mercan bölgesinde zevkli 2 tüp dalışını yaparak Akabe’ye hoşçakal; yine geleceğiz diyerek veda ettik.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…