URUGUAY    –   LATİN  AMERİKANIN  İSVİÇRESİ

Back-pack-Sırt Çantalı yada Gezgin diye adlandırdığımız kişilerin kafalarında bu ülkeye ilgi duymama nedeni ;  tertemiz otellerin, geniş ferah otobüs yolculuklarının, ev işi pastanızın yanında expresso’nuzu yudumlayacağınız kafelerin ve kimsenin size bir şey satmaya çalışmayan tertemiz sokaklarında dolaşmanın çok ilginç olmayacağı düşüncesi vardır; diye yazıyor rehber kitabım.Ben bu düşünceler içinde değildim, Arjantin’nin başkenti Buenos Aires’ten  Brezilya’ya uçakla gitmiyorsanız Uruguay’a  ayağınızı basmak zorundasınız benim gibi.

Buenos Aires’ten bindiğim feribot ile güneşli bir sabah başkenti yavaş yavaş arkamda bırakarak yaklaşık 50 km genişliğindeki Rio de la Plata nehir yatağının Atlas Okyanusuna uzanan körfez geçişi ile Uruguay’a Colonia del Sacramento şehrine ayak bastım.

İsminden tahmin edildiği gibi şehir İspanya Koloni döneminden kalan pek çok eski taş bina, güzel ve temiz sokaklardan oluşmuş. Eşyalarımı bıraktığım Che Colonia Hostelin ücretsiz kullanıma verilen bisikletlerden birine atlayarak batı yakasına doğru sahil boyunca pedal çevirdim. Dönüş yolunda seçtiğim plajlardan birinden dibi toprak, rengi çamur bu denize girmeye tereddüt etsemde, sörf yapanları görünce bu çamurlu deniz deneyimim için attım kendimi içine.

Akşam, bu küçük sahil kasabası büyüklüğünde ki şehri(Ülke nufusu 3,5 milyon) yaya dolaşırken, taş döşeli sokaklardan birindeki kafe-bardan süzülüp gelen Latin ezgilerin çekimine bırakıp  kendimi 1930 model bir otomobil dekorunun yanındaki bir masada bir bardak şarap ile müziğe ve anılara  daldım.

Sabah bir kez daha hostelin bisikletine Alman Betty ile atlayarak bir başka sahiline doğru pedal çevirip,  pazar günü Uruguay’lılarla birlikte sahilde deniz-güneş-sohbet ile akşam başkent  Montevideo’ya gideceğim otobüs saatime kadar vakit geçirdim. Betty’e iyi şanslar dileyerek hostelime eşyalarımı almaya döndüm.

İki buçuk saat sonra Uruguay’ın başkenti Montevideo’ya,  yeşil bakımlı yollarından geçerek beni karşılayacak sürprizden habersizce otobüs terminaline ulaştım. Sonraki durağım Paraguay ve gece konaklaması için bilgiler soracağım Turizm ofisine girdim.Diğer masada oturan biri de benim gibi konaklama yeri yardımı alıyor, ama gün Cumartesi ve her yer dolu başkentte.Arjantin’liler hafta sonunu geçirmek için bu ülkeyi tercih ediyorlar. Bana yardımcı olan görevli kız bir aylık gezimde Türkiye’nin nerede olduğunu bilen hatta ülkemizi gezmeyi  planlayan bir ilk oluyor. Karşı masada oturan diğer arkadaşını bana yardımcı olurken dinleyen ve aynı anda ofiste birbirinden habersiz oturmakta olan iki Türk’ü tanıştırıyor.

Toplam yetmiş günlük Güney Amerika gezimde ilk ve tek Türk gezgini olacaktı tanıştığım İzmir’li Cüneyt Güven ve bu tanışmamız ile başkent Montevideo ve Brezilya’nın Florianopolis şehrini birlikte gezecektik; ikimizde tek başına seyahat etmenin çekiciliğine ve yeni insanlarla tanışma, onlarla seyahat etmenin yararına  inanan insanlar olmamıza rağmen.Ama bu karşılaşmamızla doyasıya Türkçe konuşup gezdiğimiz yerleri anlattık birbirimize. Cumartesi gecesinin hareketliliğine ve ilk izlenimlerimiz için Montevideo’nun Taksim’ine;Ciudad Vieja’ barlarına, latinlerin eğlencelerine ortak olduk iki Türk olarak. Pırıl pırıl şık giysiler içinde sağlıklı gençlerle birlikte olduk, sohbet ettik gece boyu.

Pazar sabahı şehir uykusundayken Cüneyt ile Başkent’i keşfe çıktık. Ciudad Vieja’in (eski  şehir)batısında kalan  Plaza Independencia(bağımsızlık meydanı) dan başladık şehir turumuza. Günün her saatinde bir bağımlılık düzeyinde, tutku ile içilen Mate Uruguay’lıları betimleyecek bir semboldür. Öyleki bir elinde sevgilisi diğerinde daha sıkı sıkıya tuttuğu Mate termosuyla dolaşan genç çiftler görmek şaşırtıcı ve komik. Elbette Pazar sabahı mate içerek keyifli sohbetler yapan pek çok çift gördük bu sabahta. Bağımsızlık Meydan’ında Solis Tiyatrosu, Garibaldi Evi, Matriz Kilisesi , şirket ve bankaların prestijli yüksek binaları ve meydanın ortasında Ulusal kahramanın heykeli bulunmakta.Dün gece barlarına takıldığımız bu yerleri pazar  sessizliğinde arşınlayarak geçtik.

Ünlü“Çiçek Pasaj”larına Mercado del Puerto denilen yere, et yemeklerinin görselikle sunulduğu merkezine ulaştık.Canlı müzik eşliğinde Montevideo Pazar sakinlerinin ailecek yemek yedikleri,sohbet ettikleri bu yere akşam üstü dönmek üzere yolumuza devam ettik. Yolumuzun  üstündeki ilginç-klasik binaları,sokakları fotoğraflayarak sahile Atlas Okyanusu kıyılarına ulaştık.Okyanus kıyısından yürüyüşle yerli halkın denize gittiği plajlara kadar uzandık. Soğuk Uruguay biralarımızı içerek soluklandık.

Mercado del Puerto’ya dönme sözümüze uyarak et çeşitlerinin yanında her türlü sakatatın da sunulduğu görsel ve damak zevkine daldık Cüneyt ile.

Ertesi gün Paraguay’ın vizesinin sınırda alınamayacağını öğrenerek yönümü Brezilya’ya dönüyorum, dolayısıyla Türk gezgin arkadaşımla yoldaşlığım birkaç gün daha sürecek.Bindiğimiz gece otobüsü ile  Brezilya’ya güneyden  girmek üzere düştük yollara..

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…