İNCE UZUN BİR ÜLKE   

Vietnam’da insanlık tarihi 500 bin yıl öncesine kadar gidiyor. Altıncı ve dokuzuncu yüzyıllar arasında Çin, Hindistan, İran ve hatta Akdeniz bölge ülkeleri ile yoğun ticari faaliyet içinde bulunmuşlar.1983’ten beri Vietnam hükümeti her aileye iki çocuk politikası uygulamasına rağmen,340 bin kilometrekarelik ülke, dünyanın en kalabalık 13. ülkesi; nüfusu 81 milyon. Nüfusunun yüzde 87’si Vietnamlılardan, geriye kalan yüzde 13’ü de beş dil ailesine bağlı 54 etnik gruptan oluşuyor.

Türkiye’den bakınca Vietnam, 1970’li yıllarda Amerika ile yaşadığı haksız savaş, işgal ve acılar ile hatırlanıyor. Hala ülkede mayınların, askeri yönetimin olduğu düşünülüyor. Oysa Vietnam, dünya gezginleri tarafından çoktan popüler bir gezi merkezi olmuş. Bu bölgede dolaştığım bir ay boyunca tek Türk’e rastlamadım. Tanıştığım onlarca gezgin de benden başka bir Türk’le karşılaşmamış.

Türkiye’ye coğrafi ve kültürel olarak çok uzak olan Vietnam, Çin ve Hindistan kültürü tarafından sarılmış. Budizm, Tao ve Konfüçyüs felsefesinin, tapınaklarının yanında kiliselerinin olduğunu da gördüm. Ama camiye de rastlayacağımı beklemiyordum. Saygon civarında yaşayan 20 bin Müslüman’ın bulunduğu kasabayı ziyaret ederek, yerel Müslüman halkın evlerini ve mütevazı camilerini gezdim.

Güneyden kuzeye doğru 2 bin 500 kilometreden daha uzun bir sahile sahip Vietnam,   doğusunda Güney Çin Denizi tarafından çevrelenmiş. Batısındaki komşuları Kamboçya, Tayland, Laos ve kuzeyde Çin.

Bu ince uzun ülke, bu nedenle öyle 3–5 günde gezilemeyecek kadar çok sayıda kıyı, iki büyük(güneyde Mekong, kuzeyde Kızıl Nehir) delta ve bunların oluşturduğu sayısız nehir kolları(yüzen marketler), kasabalar ve şehirlerden oluşuyor. Ülkenin hiçbir yerinde bir yükselti, tepe, dağ göremezsiniz. Kuzeydeki Çin sınırında aynı zamanda milli park olan”Hoang Lien Dağları’nda ülkenin ünlü ve gelen gezginlerin görmeden, yürüyüş deneyimi yaşamadan gidemeyeceği Sapa bölgesi ve güneyde Mekong delta turu sonunda ulaşılan Kamboçya sınırındaki güneşin batışının zevkle izlendiği Budist tapınağın da bulunduğu tepe dışında.

Güneyin eski başkenti Saygon, kuzeyle birleşmeden sonraki yeni adıyla Ho Chi Minh şehrinde “pagoda” adıyla adlandırılan, grotesk kahramanların renkli sayısız heykelleri, her boyda yakılan tütsü çubukları, farklı tapınma gösterileri, ayinleri bu tapınakları ziyaret etmeye yeterli neden oluşturuyor. Bunlardan Giac Lam Pagoda’nın şehrin en eski ve orijinal tapınağı olduğuna inanılıyor.

Fransız koloni dönemini hatırlatan, 1877 yılında inşa edilen iki kuleli, kızıl tuğlalı Notre Dame Katedrali ile mimarisiyle dikkati çeken postane binası ilgiyi hak ediyor. Ama Ho Chi Minh şehrinde asla görmeden gidemeyeceğiniz yer, 2000’li yıllara kadar, Amerika eski başkanı Bill Clinton’un ziyareti öncesi verdiği parasal destek ve gayri resmi özür ile adı değiştirilen “Savaş Müzesi” yani  “ Amerika Savaş Suçları Müzesi” olmalı.

Müzeyi o dönemin bir Amerikan askeri ile ve Vietnamlı öğrencilerle birlikte gezdim. Türkiye’de tüylerimizi ürperten savaş karşıtı posterlerin pek çoğunu, başına silah dayalı Vietnamlı kadın ve Napalm bombasından kaçan çırılçıplak kızın fotoğraflarının orijinallerini ve daha nice vahşet fotoğraflarına öfke ve gözyaşlarıyla tanık oldum.

Meclis binası, Tarih Müzesi, Vietnam usulü “Mahmut paşa” pazar yeri de sizleri bekliyor. Şehri yürüyerek değil de  bir taşıt ile gezmeyi düşünüyorsanız, tek bir seçeneğiniz var; cycko.

Üç tekerlekli ve pedallı bisiklet. Bu bisikleti sürücüsü ile kiralayıp bir saatliğine bir dolar karşılığı unutulmaz bir şehir gezisi deneyimi yaşayıp, hayatınızın ilklerinden birini benim gibi yaşayabilirsiniz.

2000 yılından sonra yazmayı da düşünerek yaptığım Dünya Seyahatlerimde yaşadığım farklı,güzel,ilginç,tehlikeli vs şeyleri paylaşarak, gezme konusunda tutuk davranan…